muhteşem yüzyıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
muhteşem yüzyıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2015 Cuma

MUHTEŞEM YÜZYIL KÖSEM ANALİZİ


Tekrardan selamun aleyküm.

Dün söz konusu dizi yayınlanırken, direkt olarak elime laptopumu alıp birkaç kısa şey yazmıştım. Yazdığım şeyler doğaçlama ve kısa olduğu için, birkaç kelam daha edebilirim diye düşündüm. Yazmaya başlamam için böle absürt, salakça dizilerin yayına girmesi gerekiyormuş demek ki...


Aslına bakarsanız bu yazıda çok sevdiğim Talha Uğurluel ağabeyimin Kösem dizisi hakkındaki analizlerini paylaşmak istedim sizlerle. Her zamanki gibi her bir cümlesine ve kelimesine imzamı atarım. Ben çok az baktığım için, pek ayrıntılı analiz yapmadım tabii. Bir de Talha Ağabeyimize bakayım dedim, bir şeyler yazmış mı konu hakkında.

Talha Uğurluel'den ;

Kösem Dizisi Analizlerim...

  • Dakika bir, gol bir... Fantezi Osmanlı dizileri hep bir kızın kaçırılmasıyla başlar. Bizi yanıltmadılar. Akıncıların işi zaten manken toplamaktı.
  • Kösem Sultan'ı diğer valideler gibi gayrimüslim gösterme gayreti var. Bosna Beylerbeyi getirdi. Boşnak demek dillerine dokunuyor.
  • Bir padişah öldüğünde, annesi maiyetiyle birlikte Eski Saraya gider. Yeni şehzadenin annesi Valide Sultan olur. Teamül böyledir. Rekabet olmaz.
  • Osmanlı'da havai fişek vardı. Osmanlı minyatürlerinde, özellikle gece mesirelerinde bunu çokça görmekteyiz.
  • Sultan I. Ahmet 14 yaşında tahta geçti, 14 yıl tahtta kaldı. 14. Osmanlı padişahı olarak, 28 yaşında vefat etti.
  • Ekber ve Erşad Kanunu, I. Ahmet'in de arzusu ile, Divan-ı Hümayun'un aldığı bir karar ile getirilmiştir.
  • Dizilerin haremlerindeki kızlar Tv'deki moda programlarındakiler gibi. Şımarık ve bencil.
  • Dekolteli elbise ile gezen babaannesi olanlar parmak kaldırsın :)
  • Prodüksiyonunuza laf söyleyen yok. Tarihten gerçek isim kullanıyorsanız, orjinaline sadık kalacaksınız.
  • Osman Gazi, Kur'an'ın karşısında, rüyasında göğsünden yükselen ağacı görmüştü. Dizideki Sultan Ahmet ise Anastasya'nın resmi karşısında gördü aynı rüyayı.
  • Her daim yabancı hanım almadılar. Yükselişe kadar Anadolu beyliklerinden, sonrasında Kafkas ve Çerkez hanedanlarından yığınla alınan hanım var.
Her bir cümle çok isabetli. 


Osmanlı hukukunda; ''Git bana şu resimdeki kızı bul, anasından danasından kopar getir, git ara bul getir, saçlarını yol getir'' diye bir şey yoktur. Bu, olsa olsa bir korsan devletin veya bir yığın haktan hukuktan anlamayan eşkıyanın ve kevaşenin yapacağı iştir; 600 yıl dünyaya nizam vermiş, koca ve köklü bir imparatorluğun değil.

Daha dizinin en başında, duygusal müziklerle bir Alice Harikalar Diyarı, bir Şirinler Köyü misali bir kasabada yaşayan güzel insanların, korkunç Osmanlı askerleri tarafından nasıl haksızca gasp edildiği anlatılıyor. 


Bakın televizyonun sesini kısın, o oyuncuları tanımayın ve bu diziyi birisi size göstersin, %99'unuz ''geri zekalı batılılar gene bizim tarihimize sövüyo işte anasını satayım'' der ve diziyi değiştirirsiniz. Şu geçen yazıda bahsettiğim Dracula filminden hiç farkı yok, hatta sövme konusunda fazlası var.


Ve bir de benim anlamadığım şey şu, bu ülkedeki beyaz Türkler; ''Osmanlı kadınları zorla kapatıyodu, bütün kadınlar kapalıydı, kadınlar özgür değildi'' diye her seferinde mide özsuları dışarı fışkırıncasıya dek bağırmıyorlar mı? E peki bu dizideki Victoria Secret marka iç çamaşırı giyen hatunlar ne ayak, ben onu bi anlayamadım...


Acaba Victoria'nın sırrı, 1500'lü yıllardan beri yaşıyor olması mı?

Bu diziyi yapan arkadaşların tarihle alakası olmadıkları gibi, bir de Game Of Thrones dizisini fazla izlemişler sanırım. Haremde resmen taht oyunları var. Bütün cariyeler birbirlerinin kuyusunu kazan, Talha Ağabeyimizin dediği gibi şımarık ve bencil. Her biri ''The Best Model of Osmanlı'' seçilmek için birbirlerine çirkin olma bedduası ediyor havasında.


21. yüzyıl kafasıyla 16., 17. yüzyıl hayatını anlatan bir dizi yaparsan, hele bir de amacın bu milletin kafasındaki Osmanlı algısını değiştirmek, kafalardaki ve gönüllerdeki Osmanlı sevgisini, saygısını yıkmaksa, ortaya böyle bir dizi çıkar en fazla. 

Kendisine oyuncu diyen bir avuç pespayeyi bir araya toplar; ağızları, boğazları hatta mide çeperleri dolana kadar onları paraya boğar ve bunun karşılığında kendi misyonerliğini yapmalarını sağlarsın. Onlar işlerine geldiğinde ''sanatçı''lardır. Sanat için her şeyi yaparlar ve sanatın özgürlüğünü savunurlar. Fakat, kendi ideolojilerine ters gelen yapımlardan teklif aldıklarında bunu kibirlerine yediremezler ve zamanı geldiğinde onları Taksim'e, Gezi'ye vb. yerlere çıkma emrini veren patronlarını kızdıracak şeyler yapmak istemezler.

Francis Ford Cappola'dan ; ''The Godmother''
Ama onlar sanatçıdır. Bütün vücutlarını aldıklarını para karşılığında teşhir etseler de, vücutlarını sermayeleri ve para kaynağı olarak görseler de, insanlık gururunu ve onurunu çiğneyecek her türlü role soyunsalar da; onlar birkaç dizi ve film afişinde isimleri yazdığı için sanatçıdırlar. Onlara dokunamazsın.

Konu ne ara buraya geldi ya?

Neyse.

Muhteşem Yüzyıl Kösem demiştik. Tarih benim en büyük hobilerimden biri. O diziyi baştan sona izlesem, minimum yirmi yazı falan yazmam gerekir her bir hatası ve vermek istediği mesajı yazmak için. Lakin dediğim gibi, bu tür dizileri televizyondan takip ederek, bu reyting emici para vampirlerine destek olmayın. Yalnızca sizin izlememenizle dizi yayından kalkacak değildir. Ama siz bunu yaparak kendi duruşunuzu, kendi safınızı belli edersiniz. ''Bir tek ben izlemesem, ya da izlesem ne olacak, bir reyting sonuçta'' gibi kokuşmuş, bonzaici ergen kafasıyla düşünülmüş cümleler kurma lütfen. Yıkamadığın şeyi beslemek zorunda da değilsin. Kurtul artık şu asalak amip psikolojisinden.

''kurban bayramından 1 gün önce ben :( ''
Kıssadan bir hisse yazıp, yazıyı bitirelim o zaman;

'' Nemrud, ona karşı duran Hz. İbrahim'in ateşe atılarak öldürülmesi kararını verir. Nerede ne kadar ağaç, odun ve yakacak bir şey varsa her birisini toplatır ve Hz. İbrahim'in atılacağı ateşe attırır. Ateş, artık o kadar büyür ki, etrafındaki insanlar ve hayvanlar bile sıcaktan kaçmaya başlar. Nemrud'un amacı, kendisine karşı duran herkese ne kadar büyük ve karşı konulamaz bir kral, hükümdar olduğunu göstermektir. Hatta ateş artık öylesine büyür ki, Hz. İbrahim'i yakından ateşe atmak imkansız olduğundan, bir mancınığa yerleştirirler.

Bu sırada bir karınca, ağzında taşıdığı suyla, bu göklere kadar varan ateşe doğru gidiyormuş. Bir başka karınca, onun bu telaşını görünce sormuş;

'' Bu aceleyle nereye gidiyorsun? ''

''Haberin yok mu? Nemrud, İbrahim Peygamberi ateşe atacakmış. Ben de ateşe su götürüyorum.''

Karınca gülmüş;

'' Senin bu ateşin büyüklüğünden haberin yok mu? Bu denli büyük bir ateşe, senin götürdüğün şu kadarcık şu ne etki edebilir ki? ''

Su taşıyan karınca şöyle cevap vermiş;
'' Olsun. Hiç değilse kimin tarafında olduğum anlaşılır...''


Selamlar, saygılar...

12 Kasım 2015 Perşembe

MUHTEŞEM YÜZYIL KÖSEM


Yaklaşık yedi aydan sonra herkese selamun aleyküm. Çok uzun bir ara oldu. Bu ara süresince gelen mesajlar sayesinde ne kadar çok tanımadığım dostum olduğunu gördüm bir kez daha. Yazmayı özlemişim. Ama bu süre zarfı içerisinde epey şey biriktirdi hayatımda ve kafamda, şimdi her birini yazıya dökmeye başladım Allah'ın izniyle...


Diğer yazılara ve konulara odaklanmışken, televizyonda geziniyordum biraz önce. Doğaçlama ve kısa bir yazıyla bu uzun arayı kapatmanın ilk adımını atayım dedim.

Şuan, bir önceki dizinin devamı olan ''Muhteşem Yüzyıl Kösem'' vizyona girmiş, ilk bölümü oynuyor. Muhteşem Yüzyıl hakkında yeterince konuşmuş, dizideki aptallıktan öte şerefsizlik kokan hataları bir bir yazmıştık.

Muhteşem Yüzyıl Takım Elbise-i Dürun
Bu dizide daha ilk bölümünün 15 dakikasından, bütün bir sezonu ve bütün bir diziyi %100 oranında çözmüş bulunmaktayım. Zaten bu dizinin de bir öncekinin renkli fotokopisi olacağı konusunda kimsenin şüphesi yoktu. Lakin ben şunu söylemek istiyorum; Bu, kendilerine verilen para ve görev doğrultusunda bu topraklardaki insanların akıllarına zehirli bir şeyler sokmakla görevlendirilen takım elbiseli, boğazın karşısındaki şato misali villalarında bacak bacak üstüne atıp şampanya yudumlayan paralı tetikçiler, bir önce yaptıkları dizinin reytingleri çok iyi olduğundan, bu dizide kendilerini daha rahat hissedecekler. Çünkü biliyorlar ki, dizilerinin reklam yapmaya bile ihtiyacı yok, zira ismini bile değiştirmediler.


Amaçları bir önceki seyirci kitlesini korumak. Bu yüzden aynı isim ve müzikler üzerinden devam ediyorlar.

Mide bulandırıcı takım elbiseli paralı tetikçiler...


Hani aptal Avrupalılar hep ''Barbar Türklerrrrr !!! '' diye ağızlarını kulaklarına varacak kadar açıp içlerindeki küçük dilleri göstererek, salyalı sümüklü bağırırlar ya, işte onların soydaşları, kandaşları, fikirdaşları ve yandaşları, yüz yıldır bu topraklarda istedikleri gibi at koştururlar. O koşturulan atların en önemli kulvarlarından bir tanesi de hep medya ve basın ayağı olmuştur.


''Siz Osmanlılardan, Türklerden ve Müslümanlardan intikamımızı alacağız'' demenin medyacası ve dizicesini görüyoruz sadece. Anlayabilmenin tek yolu da, o dili bilmek. Dil bilmezseniz, dil anlamazsınız. Dil bilmezseniz, size söylenilen şeyleri de anlamazsınız, gösterilen şeyleri de...


Şahsen ben bir dizi yapsam, bana çektiren, bana zararı dokunanlara giydiririm. Bu adamlar da 400 yıl Selçuklu, 600 yıl Osmanlı ve daha öncesinde de Hunlar, Eyyübiler, Emeviler ve daha nicesi sebebiyle şuan kurdukları sömürü düzenini kurmalarına binlerce yıl engel olan devletler ve milletlerden nefret ederler. Sonunda her birini yıktıkları ve dünyanın neredeyse tamamını köleleştirip sömürdükleri için, tarihle de hesaplaşıyorlar.


Bu topraklara gönderdikleri en büyük savaşçıların ellerinde ne yazık ki kılıç olmadı hiçbir zaman. Önceleri kalem vardı, şimdi ise kalemin yanına bir de mikrofon, kamera ve televizyon da eklendi.

Kalem kılıçtan keskindir derler, unutmayın...
Şimdi bu atasözüne bir de; ''televizyon kılıçtan, hatta atom bombasından daha keskin ve tahrip gücü daha yüksektir.'' diye yeni bir versiyon eklemek lazım.



İşte bu paralı medya ve televizyon tetikçileri bu ülkenin beyazlarıdır. Ne manidardır ki, bunların ekseriyeti de ithaldir.

Hani şu utanılacak tarihlerini, yaptıkları diziler ve filmlerle inanılmaz derecede yücelten batılılar var ya, tarih kitaplarında hükümdarlarının ve Papa'larının ne derece aptal ve acımasız adamlar oldukları yazarken; filmlerde ve dizilerde gözleri yaşartacak kadar kahraman, bilge, şairsel ve merhametli hükümdarlar ve Papa'lar görürsünüz.


Kendilerini yüceltirken de bizi alçartırlar. Geçen sene falan Dracula diye bir film çıkmıştı, can sıkıntısından gideyim dedim, başka gidilecek film olmadığından. Filmde Kazıklı Voyvoda II. Vlad anlatılıyor. Bildiğiniz gibi lakabı Dracula'dır. Bu adam ağır derecede Müslüm Gürses hayranıdır. Gelen elçilere Müslüm Baba dinletip, ''benimle birlikte jiletleyeceksiniz kendinizi'' diye işkence eder.


Şaka bir yana bu herif psikopat derecesinde, hastalıklı bir sadisttir. Kendisine gönderilen elçileri kazığa oturtması sebebiyle ''Kazıklı Voyvoda'' lakabını almıştır. Dracula ve vampirlik iddialarının temelinde ise, ölen karısının kanını içmesi vardır. Evet, bildiğiniz, adam ölen karısının kanını lıkır lıkır içmiştir. Yarasın.


Fakat, şaka gibidir ki, batılılar böylesine hastalıklı bir sadisti bile yüceleştiren bir kahramanlık hikayesi yazmışlar ve  oynatmışlardır. Ve işin manidar, acı tarafı da bize bunu öyle bir kakaladılar ki, ben bile filmi izlemeye gittim. Adamlar yaptıkları filmlere öylesine güveniyorlar ki, Osmanlı'ya resmen ana avrat küfreden bir film yapmakla kalmayıp; zerre kadar tereddüt etmeden o filmi buraya, Osmanlı topraklarına ihraç ediyorlar ve buradan da para kazanıyorlar.


O topraklarda o filmleri ve dizileri yapanlarla, bu topraklarda aynı tür film ve dizileri yapanlar, emin olun tamamıyla aynı kişilerdir. Finansörleri aynıdır, aynı yerden para alırlar, aynı yerden emir alırlar. Yalnızca o topraklarda isimleri George'dur, Michael'dir, Jack'tir; bu topraklarda Aydın'dır, Doğan'dır, Rahmi'dir, Koç'tur, Yağmur'dur, Meral'dir falan filan...


Tuhafınıza gitmedi mi; batılılar Osmanlı'ya söver, bu ülkedeki beyazlar Osmanlı'ya söver, Yahudiler Osmanlı'ya söver. Anladınız herhalde ne demek istediğimi...

Yani ne zorunuz var kardeşim yüz yıl önce yıkılmış gitmiş bir devletle de, hala ve hala sövmeden duramıyorsunuz?


Ama ben size söyleyeyim ne zorları olduğunu; Osmanlı denilen devlet bir saray, bir padişah, binlerce asker ve devlet binalarından oluşmuyordu. Bunun en büyük kanıtı zaten hala ve hala Osmanlı kelimesine bile tahammül edememeleri. Çünkü bu devlet bir dava, bir ideal, bir amaç uğruna kuruldu. Ve bu devleti yıkanlar biliyorlar ki, devletin ismini yıktılar, cismini yıktılar, topraklarını aldılar, padişahını sürgün ettiler ama o davayı, o ideali, o amacı hala yıkabilmiş değiller.


Bu insanlar Osmanlı'ya bütün dünyayı fethetti, kralları diz çöktürdü, denizlere okyanuslara hükmetti diye sevmiyor. Bu insanlar Osmanlı'yı, kendi inandıkları şeyi layıkıyla savunduğu, dünyaya adalet ile hükmettiği için seviyor.



İşte bu yüzden bu devletin ismini ve cismini ortadan kaldıranlar, yüz yıldır da insanların kalplerinden kaldırmaya çalışıyorlar. Alın size Muhteşem Yüzyıl, alın size kırk yıldır Türk sinemasında yapılan filmler, alın size yıllardır Müslümanlar, bilhassa da Osmanlı'yı kötüleyen, barbar gösteren Holywood filmleri ve alın size Muhteşem Yüzyıl Kösem...


Lafa gelince; ''Efenim bu sadece dizidir, abartmayın'' diyenler, icraata gelince Mustafa Kemal'i Türkçe ezan komisyonu oluştururken ve ezanı Türkçe'ye çevirtirken gösteren Trt 1 dizisi Yol Ayrımı'nı dizi yayından kaldırılana kadar çarmıha gererler.


Söz konusu dizimize gelirsek eğer, biraz önce dediğim gibi, bir önceki dizinin sahip olduğu izleyici kitlesine güvendiklerinden çok daha cüretkar bir senaryo olacak bu. İlk dakikalarından anladım zaten bunu. Resmen, Osmanlı askerleri geldi ve ileride Kösem Sultan olacak Anastasia isimli kızı ailesinin elinden kaçırdılar.

Şirinler köyü gibi bir yerde yaşayan, mutluluklar içinde coşan, şarkılar ve şiirlerle hemhal olan güzel bir ada kasabasını gaddar, alçak, merhametsiz ve barbar Osmanlı askerleri basar ve kasabadaki o güzeller güzeli kızı kaçırırlar...


Hatta gördüğüm kadarıyla ileride Osmanlı Sultanı olacak bu kadını, bir yeniçeriye aşık edecekler... Hey yavrum hey...

Tabi yine bu dizilerin olmazsa olmazı, gece kulüplerine gidiyormuşcasına giyinen kadınlar. Göbeklere kadar inen dekolteler, danslar, içki sofraları, zevk-ü sefa içerisinde bir hayatın anlatıldığı bir sevgi kelebeği dizisi daha...


Bu ülkede tarih bile ideolojilerin eline geçmiş ve can çekişmekte. Avrupalının, Asyalının, Afrikalının itiraf edip, teşekkür edip, övdüğü tarihsel olaylarımız, padişahlarımız ve yardımlarımız bile, bu ülkeye yerleştirilen kendi soydaş, kandaş, fikirdaş ve yandaşları tarafından lanetle anılmakta.


Şaşırmıyorum.

Dün Pelin Çift'in programına katılan ve sözde dört-beş yılını Lozan Antlaşması üzerine çalışarak geçiren, doktora tezi hazırlayan pek sevgili bir süslü teyze; ''Lozan kesinlikkkkkkkkkkkk.....le bir hezimet değildir, tam tersine çok büyük bir zaferdir.......'' dedi ya hani, programı o saniye değiştirdim. Teyzecik makyaj yapmaktan ve hangi nemlendirici krem kırışıkları daha fazla azaltır diye düşünmekten pek dersine çalışamamış olacak ki, Misak-ı Milli sınırlarını bile pek fazla bilmiyor.


İdeoloji işte aynen böyle bir şeydir. Sana siyahı beyaz, beyazı siyah; zengini fakir, fakiri zengin, doğruyu yanlış, yanlışı doğru gösterir.


Neyse, bu kısa doğaçlama yazıyla sizlerle tekrar kavuştuk. Sizlere son tavsiyem olarak, merak ediyorsanız bile bu tür dizilere ve kanallara reyting kazandırmayın. İlle de bakıcam, bakmazsam bir yerim şişecek diyorsanız eğer, internetten bakın. Zaten o merak ediyo, bu bir sahnesini izlemek istiyo derken bu adamlar reyting kazanıyor, reyting kazandıkça daha da küstahlaşıyor ve cüretkarlaşıyorlar.


Sizlere mis gibi Diriliş Ertuğrul tavsiye ediyorum. Sonra Filinta tavsiye ediyorum. Ve huzurlarınızdan ayrılıyorum. Bir sonraki yazılarla, yakın bir zamanda görüşmek üzere...

Selamlar, saygılar...

17 Aralık 2014 Çarşamba

DİRİLİŞ ''ERTUĞRUL''


Öncelikle bugüne kadar yaptığım bir yazım hatasını düzelterek başlamak istiyorum. ''Allah'ın selamı üzerine olsun'' manasında verilen selamın yazılışı ''Selamın Aleyküm'' değil; ''Selamu Aleyküm'' imiş. Hatta en doğrusu da ''Esselamu Aleyküm''dür aslında. Namazlarda selam verirken de böyle söyleriz zaten malumunuz olduğu üzere.

O zaman cümleten esselamu aleyküm canlar.


Biraz önce ikinci bölümünü izledim Diriliş Ertuğrul dizisinin. Muhteşem Yüzyıl faciasından sonra, nasıl bir dizi olacağını merak etmiştim açıkçası. Lakin şüphelerim o kadar da büyük boyutlarda değildi, çünkü diziyi yapan kanal Star değil; Trt idi.


Birinci bölümün tamamını izleyememiştim ama netten bazı sahnelerine göz atmıştım. Ama baştan sona izlediğim bu ikinci bölüm ve birinci bölüm özeti hakkında şunu söyleyebilirim; kesinlikle çok iyi bir çalışma. Muhteşem Yüzyıl gibi, çok kaliteli bazı sahnelerin dışında kalan bölümlerinin çok sıkıcı olması gibi bir durumu da yok. Bilakis aksiyon sahnelerinin dışındaki sahneler de gayet dolu.


Zaten dizinin başındaki ''Bu dizinin yapımındaki ilham kaynağı tarihimizdir.'' yazısı dizinin neye benzeyeceği hakkında bir mesaj vermişti bana. Sonunda kendi tarihinden utanan ve onu aşağılayan insanlar yerine, tarihine hak ettiği değeri ve saygıyı gösteren insanlar da ellerine kamerayı aldılar.


Tabi Muhteşem Yüzyıl'daki gibi anormal derecede salakça ve mantıksızca entrikalar dönmediği için koca karı dizisi tadında olmadığı aşikar ve bu nedenle de gününü İspanyol ve Brezilya dizileri ile kadın programı izleyerek geçiren o malum kitleyi ne kadar ekrana çeker bilmem. Ama hayatta Brezilya kırması, Amerikan çakması entrikalardan ve ''şu kadar evim, şu kadar arabam, şu kadar mal varlığım var, benimle evlenecek satılık kadın arıyorum'' tarzı kadın programlarından olduğuna inananlar ve tarihine küfredenlere nefret duyanlar için harika bir dizi olduğunu söylemem şart.


Lakin Muhteşem Yüzyıl'ı izleyen laik teyzeler ve ilerici kaydın aydın amcaların bu diziyi izleyeceklerine de pek olanak veresim gelmiyor. Çünkü ellerine ''bak işte görün Osmanlı'yı anasını satayım'' tarzı bir malzeme geçmeyecekse, o kesim bu tür şeyleri asla izlemez. Buradan o yobaz insanlarımıza selamlar çakıyor ve diyorum ki; ''Ayh alemsiniz cınıımm yhaaa :) :-)''


Film ve dizilerin insanların, bilhassa da insanlarımızın üzerinde ne kadar büyük etkiye sahip olduğunu göz önüne alırsak, bu gibi dizilerin ve filmlerin çoğalması şart. Avrupalılar ve Amerikalılar, maziye baktıklarında utandıkları tarihlerini, dünyaya pazarladıkları film ve dizilerle özenilecek ve takdir edilecek hale getirdiler yıllarca. Biz de bu dizi ve filmlerle büyüdüğümüz için, adamların eskiden de şuan olduğu gibi büyük olduklarına inandık yıllarca. Biz bin yıldan fazla süredir hamamları kullanırken, hayatlarında yalnızca bir kez doğduktan sonra vaftiz suyuyla yıkanan ve sokağa pisleyen insanlar; filmler ve dizilerle göklere çıktı, biz ise gurur duymamız gereken tarihimizden utanır hale getirildik.


Diziye dönersek eğer..
Bazı ufak tefek hatalar var elbet dizide, yok değil. Mesela kadınların biraz daha kapalı olması gerekirdi. Fakat maalesef ki biz bugünün kafa yapısını pek aşamıyoruz dizi ve filmlerde. Tamam en azından Muhteşem Yüzyıl'daki gibi Victoria Secret mankeni misali ortalıkta gezinen cıbıldak avratlar yok elbette, lakin tam olarak gerçeğe uygun olmadığını söylemem lazım. Ama bu hataların da zamanla aşılacağına inanıyorum ben. Bunlar art niyetli hatalar değil.


Tavsiyem odur ki; ben beğendim, siz de izleyin. Bu tür dizi ve filmlere, en azından Holywood film ve dizileri kadar değer vermeliyiz. Umuyorum ki, işin sahipleri de reklamını iyi yaparlar. Çünkü reklam bu işin neredeyse her şeyi. Umarım hak ettikleri reytingi ve popülerliği yakalarlar. Ve yine umarım ki bize tarihimizi biraz olsun öğretecek, bize ilham verecek ve unuttuğumuz birçok şeyi hatırlatacak dizi ve filmler yapılmaya devam eder.


Çünkü bizim, yıllarca bize soytarı ve dolandırıcı olarak gösterilen ve korktuğumuz şeyh kelimesine ve anlamına ve diğer cümle İslami terimlere ve ibadetlere tekrardan alışmamız ancak bu şekilde mümkün olabilir. Film ve dizilerle dayatılan o algıları, film ve dizilerle yıkabiliriz.


Cümleten selamlar, saygılar..

22 Eylül 2013 Pazar

MUHTEŞEM YÜZYIL HAKKINDA



Cümleten selamün aleyküm ciğersizler.


Muhteşem Yüzyıl denilen bir dizi var bugün. Reyting rekorları kıran, çok fazla reklamı yapılan, neredeyse tüm dünyaya pazarlanan ve her sahnesi gündem olan bir dizi bu. Hakkında bir sürü eleştiri, reddiye fazlaca yapıldı bu dizinin. Kimileri çok eleştirdi, yerden yere vurdu; kimileri de savundu ve ''bu sadece bir dizi'' dedi.


Yeterince konuşulan bu dizi hakkında çok fazla konuşmak istemiyordum, fakat öyle şeylerle karşılaştım ki, bu konu hakkında konuşmamayı insanlığıma yediremedim. Onun için fazlaca uzatmadan direk konuya girelim ciğersizler, ben size lafın gelişi şeylerle ve sloganlarla eleştiri veya reddiye yapmayacam her zamanki gibi. Ne konuşacaksak hepsini delile bağlayacaz inşallah.


O zaman bizi serbest bırak da gidek hacı.

İsterseniz biraz eskiye gidip oradan başlayalım canlar, size birkaç flaşbek yapacam şimdi ;


1970'li yılların başı, film serisinin adı ''Keloğlan''. Geriye baktığımızda çok güldüğümüz, eski olduğu için çok sevdiğimiz, bize sıcak gelen, Türk sinemasının ilk ve en ünlü eserlerinden biridir Keloğlan serisi. Hatta benim de geçenlerde arşivime koyduğum bir film serisi bu, fakat tekrar izlerken çok acayip bir şekilde şaşırdım. Film bana hiç olmadığı kadar itici geldi bir anda. Zira bugüne kadar hiç bu gözle izlememiştim, herkes gibi.


Bizlere komedi adı altında neler yutturduklarını yeni fark ettim. Filmde, yukarıdaki resimde olduğu gibi, çıplak dansöz kadınlar padişahın önünde dans ediyorlar. Hatta padişahın hemen arkasında da şöyle bir manzara mevcut ;


Yelpaze sallayan, hatta üzerilerinde koca birer haç taşıyan gayri ahlaki giyinimli kızlar. Yabancı değil, yıllarca izlediğimiz ve hala da izlemekten keyif aldığımız bir filmden bahsediyorum. Belki sizin de dikkatinizi daha önce çekmemiş olabilir, zira o zamanlar hiçbir şeyin altında hiçbir şey aramayan, hayata tozpembe bakan, sevdiği kız için romantik şiirler yazan, yüzündeki sivilceleri gizlemek için şapka takan, biri sorduğunda da ''ya saçlarım bozuluyo da ondan yani :))''  diyen, topun sahibi olan fakat oynamayı bilmeyen çocuğu, topu alıp gitmesin diye kaleye sokan, kızların gözünde karizmatik ve güçlü görünmek için yanlarında eliyle sigara söndüren ve parmakları yandığı için kıçından oluk gibi ter akan ama acımamış gibi yaparak yüzlerine mal gibi gülümeseyen çocuklardık.

çizgi filmlerde bile kötü kalpli padişahlar izledik hatta
Fakat sonra gördük ki, hiçbir şey öyle değilmiş aga. Meğer bu herifler sinema, dizi, popüler kültür, elitlik ayaklarına yatıp ebemizi bellemişler yıllarca. Ot gibi yetişen, sığır gibi güdülen sürüler haline sokmuşlar bizi.
Neyse. Şimdi dert yanmayacam size, sonra o.



Keloğlan filmlerine kısa bir değinip bitirmeye çalışırsak eğer; Bu filmlerde sürekli Keloğlan padişaha karşı laflar sokar, yeniçeriler halka eziyet eder, vezirlerin işi yalnızca katakullidir, padişahlar çok zalim ve acımasız insanlardır ve ''kestikleri kellelerden kule olur'', Keloğlan filmlerin sonunda padişaha inceden mesajlar giydirir, ha bir de hiçbir dini motife rastlanmaz tüm Yeşilçam filmlerinde olduğu gibi.


Velhasıl kelam, Osmanlı'ya sövmeyi bize düstur edindirmişlerdir. O yaşlardaki çocuğa ne verirsen onu alır zira, sonradan da tabularını kırmak zor olur.

tüm halk şarap içer falan filan
Gelelim şimdi Muhteşem Yüzyıl denilen günümüz projesine..
Usul gereği isterseniz bu dizideki saçmalık ve hatalardan bahsedelim ;


Bu diziyi yapanların tarih bilgisini sorgulayacak nitelikteki hatalardan bir tanesidir bu ; başı açık olmak.
Osmanlı'da erkekler hiçbir zaman başı açık bir şekilde gezmezlerdi, hatta gece yatarken bile ''gece takkesi'' adında bir serpuş takarlardı. Hele ki bir vezirin padişahın yanına başı açık gelmesi hayal dahi edilemeyecek bir şeydir. Aynı hataları Fetih 1453'te de yapmışlardı keza.

Yani bu derece ciddi bir hayat kuralını diziye yansıtmamaları, bu diziyi oyun hamuruyla oynayan çocukların yapmış olduğu ihtimalini getiriyor benim aklıma.. Padişahların saçlarını hayatları boyunca ya eşleri görmüştür, ya da çocukken anneleri, ha bir de berberler görmüştür tabi.


Bir diğeri de, padişahın sürekli yanında bulunan iki has ağanın dizide kırk yılda bir görünmesidir. Halbuki has oda ağaları olan bu iki ağa padişahın yanından bir an bile ayrılmazlar, stajlarını direkt olarak padişahtan alırlardı. Bu da ikinci büyük hatadır.


Başka bir inanılması güç hata daha vardır, dizide bir tane bile kara ağa yoktur.


Sarayda harem bölümünden mes'ul olanlar daha önce hadım edilmiş olan kara ağalardır. Osmanlı'da hadım etme yoktur yalnız, daha önce hadım edilen adamlardır bunlar. Link
Bu ağalar kapılarda nöbet tutarlar, giriş-çıkışları kontrol ederler ve içeriye kimseyi sokmamakla görevlidirler. Orta yaşın üzerindedirler ve hareme en yakın olanlar onlardır, lakin onlar da en fazla şu gördüğünüz ayrım noktasına kadar gelebilirler ;

kara ağalar taşlığı

Haremden sorumlu olan ağalar dahi, buradan ilerisine geçemezlerdi. Harem ağaları bırakın buradan ileri geçmeyi, haremdeki kadınların isimlerini bile bilmez, yüzlerini dahi göremezdi. Kara ağalar odası, haremin girişindeki bir nevi güvenlik timi idi.


Fakat bu dizinin tarih danışmanı kimse, nasıl bir tarih bilgileri varsa artık, filmdeki ağalar ak ağa anasını satayım.


Ak ağa olmayı bir kenara bırak, haremden çıktıkları yok anasını satayım lan. Bir ak ağanın, haremin içine girme olasılığı, alışveriş merkezlerindeki güvenlikli kadınlar tuvaletine erkeklerin girmesi olasılığından daha azdır. Ya daha bugünkü kız öğrenci yurdundaki güvenlikleri atlatıp, o yurda girilemezken nasıl olacak da bu derece katı kurallara sahip bir eğitim yuvasına erkek girebilecek? Sizin kızlar yurdundaki erkek görevliler içeri girip sizinle dalavere çeviriyor muydu kız?
Neyse, sakinim.


Diğer bir büyük hata, olmazsa olmazdır zaten bu kafadaki adamlar için. Zira tüm dizi bu kafa üzerinde yapılmıştır ; yarı çıplak kadınlar.

Saray kadınlarının bu şekilde giyinmeleri mantıken aptalcadır, bunun en büyük sebeplerinden biri ise Topkapı Sarayı'nın tamamen bir taş yapı oluşudur, ısınması inanılmaz zordur. Hatta bugünün imkanlarıyla bile ısınması acayip güçtür. Saray kadınları kürkleri içlerine giyerdi bu yüzden, kat kat giyinirlerdi.


İkinci bir yüksek dereceli geri zekalılık ürünü ise, artık geri zekalılık boyutunun biraz dışına çıkarak tamamen art niyet sınırlarına girmiştir. Fotoğrafa bakarsanız, bu kıyafetle orada duran kadının hemen arkasında iki erkek vardır.


1. Hiçbir kadın o kıyafetle sarayın her hangi bir yerinde kesin suretle dolaşamaz.
2. Üzerinde hangi kıyafet olursa olsun, hiçbir kadın haremden çıkıp sarayın başka bir yerini dolaşmaya gidemez.
3. Bir kadının haremden çıkıp, her istediğinde, elini kolunu sallayarak padişahın huzuruna gelmesi imkansızdır.
4. Padişahın devlet işlerini gördüğü yer, Birun bölümündedir. Birun ile harem arasında, bu kadar katı kurallar varken dolaşmak imkansızdır.
5. Bir kadının gizli de olsa haremden çıkması için, güvenlikleri atlatmaları gerekir ki, tek yolun kara ağalar taşlığı olduğunu düşünürsek, bu yine imkansızdır.


Fakat nasıl oluyorsa Hürrem ile İbrahim Paşa sürekli ve sürekli karşılaşmakta, sürekli orada burada konuşmakta, sürekli atışmakta falan filan. İbrahim Paşa ömrü hayatında Hürrem Sultan'ı görmüş müdür acaba?


Sonra, Hürrem Sultan bir devşirmedir evet, fakat dizide gösterildiği gibi yirmili yaşlarında köyünden zorla alınıp getirilmemiştir. Zaten devşirme sisteminde kimse o yaşta devşirilmez. Hürrem Sultan saraya getirildiğinde 7 yaşlarındadır. Ve tüm eğitimini -sıbyan mektebinden üniversiteye- burada almıştır.


Yani dizide gösterildiği gibi abuk subuk, kırma bir Türkçe ile konuşmaz. Eğer zahmet edip Hürrem Sultan ile Kanuni arasındaki mektuplara baksalardı, Hürrem Sultan'ın ne derece iyi bir Türkçe'ye sahip olduğunu görürlerdi. Kadın şair anasını satayım.

mayo yeterdi aslında, bu kadar kapatırsanız irtica, şeriat falan gelir...
Ayrıca internete Hürrem Sultan diye yazınca karşınıza çıkan şu resim tamamen hayal ürünüdür ;


Bu gibi şeylere yabancı kaynaklardan bakarsanız gerçeğe yaklaşamazsınız bile. Zira Anton Hickel, Hürrem ve Kanuni tasvirini şu şekilde yapmıştır ;


O adamın Kanuni'ye benzeyen tek bir yanı yoktur, Hürrem Sultan'ı bir yabancının görmesi ise imkansızın ötesindedir. Zira Hürrem Sultan'ın mektupları ve kendi adına yaptırdığı cami ve külliyelerden dolayı böyle bir kişinin var olduğunu biliyoruz, aksi halde haremdekilerin isimleri, cisimleri muammadır, kimse bilmez.


Bir başka saçmalık ve cahillik de şehzade Mustafa'nın dizide sakallı olmasıdır.


Şehzadeler sakal bırakmazlar. Sakal bırakmak, tahtta gözüm var demektir. Şehzade Mustafa yalnızca öldürmesinden hemen önce sakal bırakmıştır ki, öldürülme sebeplerinden biri de budur. Fakat dizide başından itibaren sakallı bir şehzade Mustafa var, babasının yanında bile sakallı görünmekte ki bu, saçmalığın daniskasıdır.

padişahın kafası açık, şehzadenin sakalı var.. ben neresini düzelteyim bunun anasını satayım
kızlar, erkekler yan yana, el ele, göz göze.. ayy çok romantik cnm yaa :))) 
Bir başka hata ; padişahlar eşleriyle yemek yemezler. Fatih'le gelen bir devlet kuralıdır.


Ve masada yemek yedirecek kadar geri zekalı insanların yaptığı, geri zekalı bir dizidir bu ;


Mumlu, masalı yemekler, 19. yüzyıl sürahileri, fırından alındığı 200 km öteden belli olan 20. yüzyıl ekmekleri.. Şu diziyi ben yapsaydım, en azından bu kadar hatalı ve saçma salak bir dizi olmazdı anasını satayım. Hatta sokaktan geçen bir embesile yaptırsak, bundan kötüsünü yapamazdı herhalde..


Bu heriflerin tarih bilmediklerine veya bildikleri halde değiştirerek gösterecek kadar ağır gavat olduklarına bir örnek daha.. Padişahlar eşleriyle yatmazlar, tek başlarına yatarlar.

Hatta Topkapı Sarayı'nda kalındığı sürece padişahların yatakları da olmamıştır, aşağıdaki resimde gördüğünüz kutsal emanetlerin olduğu bir mekandır, padişah zamanının çok büyük çoğunluğunu bu emanetlerinin yanında geçirir, ve gece de bunlar kenara alınır yere serilen minderlerden yatak yapılırdı ;


Görüntülü ve anlaşılır anlatım için kısacık bir video ; Link

Fakat dizideki Kanuni'nin yatağına bakıyorsun ;


10 kişilik ailenin tamamını içine alabilecek kadar büyük anasını satayım. Siz Roma filmlerini izleyerek mi yapıyosunuz şu dizileri anlamıyorum ki.


Şimdi isterseniz biraz pencere değiştirelim, soluklanalım, çayımızı içelim, elimizi yüzümüzü yıkayalım ve arkamıza yaslanıp uçuşun tadını çıkartalım. Birazdan bitirecez çünkü.


Biraz haremden bahsedelim mesela, ama yabancı kaynaklardan gidelim ki, bazı gavatlar ''e Osmanlı'yı övüyo işte bee amaann !!! ''  demesinler.

1960'lı yıllarda haremin restorasyonunda yer alan Fransız Mualla Anhegger harem hakkında şöyle der ;

Fark ettim ki yüzyıllar boyu Avrupalıların çizdiği haremin gerçekle ilgisi yoktur. Harem, sultanın istediği kadınlarla beraber olması için kurulmuş bir düzen değildir ve Haremin mimarisi de buna göre düzenlenmemiştir. Sultanın haremdeki kadınları görüp, içlerinden birini seçmesi mümkün değildir. Kapılar, odalar ve geçişler bu amaca göre planlamamıştır. Sultanın kadınların bölümüne geçmesi için kanatları olmalıydı. 


Mualla Anhegger'in bir başka röportajı da şöyledir ;

Harem, padişahın dilediği kadınla birlikte olması için düzenlenmiş bir kurum değil. Mimarisi bile buna göre düzenlenmemiş. Padişahın cariyeleri görebilmesi ve aralarından birini seçebilmesi mümkün değildir. Harem bir üniversite gibi düşünülmüş, cariyeler ise öğrenci. Çünkü cariyeler köle değil. Padişahın cinsel kölesi hiç değil. En doğru deyim, cariyenin padişahın evlatlığı olduğudur.


İngiliz elçisinin eşi Lady Montagu ise harem hakkında şöyle der ;

Öyle zannediyorum ki, bütün bunları okurken, bilmedikleri şeylerden bahsetmek için kendilerini bir türlü tutamayan basit seyyahların hatıralarından büsbütün farklı şeyler gördüğünüze hayret edersiniz. Oysa ki seçkin bir zümreye dahil olmadıkça veya olağanüstü bir fırsat çıkmadıkça, hiçbir Hristiyan Osmanlı'da kibar bir adamın evine giremez. Özellikle harem tamamen yasaktır. Bu yüzden basit seyyahlar içeriye nüfuz edemedikleri için , evlerin ancak fazla gösterişli olmayan dış kısımlarını anlatabilmektedir. Zaten haremler arka tarafta olduklarından sokaktan görülemezler. Dışarıdan yalnızca yüksek duvarlarla çevrilmiş bahçeler görülebilir.

Lady Montagu
Başka bir oryantalist konu hakkında da şöyle devam ediyor ;

Biz Avrupalıların düşündüğümüz gibi padişahın istediği kıza bir mendil atması, kat'iyen doğru değilmiş.

Ki hemen konuyu Muhteşem Yüzyıl'daki şu sahneyle bağlayalım ;


Bir Avrupa geleneği olan kralın önünde dans eden kızlar, tıpkı daha önce Keloğlan serilerinde olduğu gibi burada da işlenmiş. Ve olay tahmin edebileceğiniz üzere padişahın mendil atmasıyla bitiyor.


İşte bir Avrupalı, bu olayın tamamen saçmalık olduğunu ve gerçek olmadığı söylüyor, bunun bir Avrupalı oryantalist icadı olduğunu anlatıyor fakat dizide üzerine basa basa işleniyor bu sahne. Olur öyle ama, işlerler.


Fransa'ya dansı yasaklatan (Link,Link) Kanuni, fakat dizide önünde dans edilen yine Kanuni. Bu diziyi yapanların annelerine selam söylüyorum.


Osmanlıyı ziyaret eden başka bir gezgin Edmondo de Amicis, haremdeki kadınlar hakkında şunu der ;

''Bu kadınlar kesinlikle hürdür. Bu, her yabancının buraya gelir gelmez eliyle tutabileceği bir hakikattir.''


Çok müstesna bir Amerikalı tarihçi olan Leslie Pierce, Türkiye'de iken Harem-i Hümayun adlı kitabı için araştırma yapmaktadır. Yıl 1983'tür, ve darbe yönetiminin başında Kenan Evren vardır. Pierce'la karşılaşan Evren, ''ne yapıyorsunuz Topkapı arşiv binasında?'' diye sorar. ''Osmanlı'da harem üzerine çalışıyorum'' der Pierce. Evren de ''entrika var mı entrika?''  diye sorunca Pierce,
''Yanılıyorsunuz sevgili cumhurbaşkanı, onlar birer hanımefendi idi''  der. Darbeci Kenan, bu kez şartların olgunlaşmasını beklemeden basar gider.  Link


Başlıca bilgi, belge, elle tutulur gözle görülür delil, akademik bilgi, manevi bilgi ve daha ne isterseniz hepsini bulabileceğiniz birkaç video öneriyorum siz ciğersizlere ;

Link, Link, Link

Videolardaki ağabeyimiz Talha Uğurluel. Kendisi tarihçi, yazar, sanat tarihçisi ve tur rehberi. Gösterdiği ve anlattığı her şeyi delillendiren, içi dolu bilgicik bir ağabeyimiz. Takip etmenizi şiddetle tavsiye ederim şekerlerim benim.


Ek not ; Bu diziyi yapan Meral Okay işçi partili.

Hadin kendinize iyi davranın canlar..