Atatürk inkılapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atatürk inkılapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Aralık 2014 Perşembe
DİL FAŞİZMİ
Tekrardan selamın aleyküm.
Osmanlıca derslerinin bu derece tepki getireceğini bekliyordum, hiç şaşırmadım. Şaşırmadığım için de sevindim. Zira artık öyle bir zamana doğru gidiyoruz ki, yobaz kelimesinin içinin ne derece dolu olduğunu kendi gözlerimizle görebilmekteyiz açıktan açığa bugün.
Şimdi size birkaç cümle ile yobazlığı açıklayayım;
Bin yıl boyunca kullandığımız alfabenin adı 1923'ten günümüze kadar ''Arap Alfabesi'' olarak anıldı ve hala anılmaya devam ediyor. Fakat yaklaşık doksan senedir kullandığımız alfabenin adı ''Türk Alfabesi'' olarak anıldı ve anılıyor.
İşte en kısa tanımıyla yobazlık budur ciğersizler.
Dönemin anayasasında dahi ''Türk Alfabesi'' olarak geçmekte Latin Alfabesi. Okullarda ''Türk Alfabesi''ne geçiş diye okutuldu yıllarca. E kendisine özgür görünümlü köle yetiştiren o okul sisteminin meyvesi olanlar da bugün kendilerini ''Türk Alfabesi''nin koruyuculuğunu yapmakla görevli addetmişler.
Bir tane akıl sahibi, izan sahibi de çıkıp; ''E bu Türk alfabesi ise, neden Avrupalılar ve Amerikalılar bu alfabeyi kullanıyo?'' demedi bugüne kadar. Tabi Lozan'da yedi düveli tek başına masaya gömen bir neslin çocukları olduklarına inanmaları, onların bu gerçekleri görmelerine engel olan yegane duygudur.
Sömürüldüklerini, bu dünya düzeninde kaybedenlerden ve sömürülenlerden olduklarını kabullenemezler çünkü. Onlar özgürlüklerini, bağımsızlıklarını kazandıklarına inanan; lakin giydiği dondan tutun, konuşma şekline, alfabesine, şapkasına, noel babasına, Hristiyan adeti kutlamalarına kadar her şeylerini batıdan alan, burnunun ucunu bile görmekten ya da bir burun sahibi olduğu kabullenmekten bile aciz olan zavallı ve acınası bir güruhtur.
Galip devletler, mağlup olanlara bir şeyler dayatır. Mağlup olanlar galiplere benzer, ya da bu bizzat galipler tarafından dikte edilir. Bizim yakın tarihimiz ise nasıl bir tuhaflıklar zinciriyle dolu ise artık, yendiğimizi söyledikleri adamların tapınaklarından tutun, yılbaşı hindilerine kadar her ama her şeylerini almışız. Tek almadığımız şey ise, bize tüm bunları almalarındaki ana amaç olduğunu söyledikleri gelişme için şart olan bilim ve teknik olmuştur.
''Osmanlı cahildi, yobazdı, bilim yoktu, cumhuriyet geldi bilimi ve tekniği getirdi'' diyen yobazlara ''ben cumhuriyet tarihi boyunca dünyaca tanınan bir tane bilim adamı tanımıyorum, bir tane buluş bilmiyorum, bütün beyinlerimiz ülke dışına çıkıp orada bir şeyler yapıyor, biz ilk uydumuzu uzaya daha geçen sene attık'' demek lazımdır. Ama tabi yobazlığın kelime anlamı budur ya, o gene anlamaz.
Dilin ne derecede mühim olduğunu, Dil Savaşları ve Asimilasyon'daki Necip Fazıl örneğiyle tekrar hatırlamakta fayda var aslında. Üstad Necip Fazıl der ki;
''Bu işin sakini, amilini, illetini bir müessire bağlayamamamın nedeni nedir?''
Birçoğumuzun baktığımızda anlamadığı, hatta ve hatta hiç duymadığı kelimeler var cümlede. Cümledeki o farklı kelimelerin her biri aslında aynı anlama geliyor. İşte dil zenginliği de budur. Tıpkı İngilizce'de bir kelimenin on anlama; on kelimenin de bir anlama gelmesi gibi. Bir düşünceyi, fikri birden fazla kelimeyle anlatmak, o dilin zenginliğini; kullanan kişinin de kelime hazinesini, konuşma düzeyini, dolayısıyla da beynini çalıştırma seviyesini gösterir.
''Nasıl yani?' derseniz;
Günde maksimum 200-300 kelime ile konuşan bir insanın hafızasını 300 megabayt olarak düşünün. Hafızasından fazlasını yükleyemezsiniz o beyne. Günlük 500-700 kelime ile konuşan bir insanın hafızası ise 700 megabayttır. Bu beyin kartı da haliyle daha çok şey alır.
Gelin buna ek olarak yukarıdaki cümleyi dil devrimi ve dilde sadeleşme adıyla bilinen devrimlerden sonrasıyla, yani günümüz Türkçesi ile yazalım;
''Bu işin nedenini, nedenini, nedenini bir nedene bağlayamamamın nedeni nedir?''
Yani beş farklı kelime, tek bir kelimeye sığdırıldı ve diğer kelimeler dilimizden, hayatımızdan, dolayısıyla da hafızamızdan silinmiş oldu. Kısacası bizim hafıza kartımızı 700-800 megabayttan; 200-300 megabayta indirdiler. İşte ''biz neden bilim adamı yetiştiremiyoruz?'' sorusunun cevaplarından en tepede olanı bu sistemdir. Çünkü bu öyle bir sistemdir ki, her ama her şeyi etkiler. Koskoca Roma İmparatorluğu üzerine inşa edilmiş, Selçuklu İmparatorluğu'ndan devralınmış bir medeniyet, bilim, ilim ve kültür tarihinin üzerine set çekildi harf devrimi ile. Kadim bilgi nedir, geçmişteki bilim adamlarımızın buluşları ve görüşleri nasıldır, edebiyatçılarımız ve tarihçilerimiz neler yazmıştır, neler kayda geçirmişlerdir hiçbirini asla bilemedik.
Dil faşizmine dönersek eğer, bu mesele yazının başında verdiğim yobazlık örneğiyle yeterince açıklığa kavuşmuştur zaten. Batıdan gelen her şeyi hayat şiarı edinip, İslam'dan gelen her şeyi ''Arapların adeti'' diye reddetmenin temelinde de aynı yobazlık damarı vardır. İttihat ve Terakki zihniyeti asla değişmedi ve değişmeyecek. Çünkü bu adamlar, bu memleketteki insanların tarihlerini öğrenmelerini istemiyorlar. Buna hayatları pahasına karşılar. Öyle olması da çok normal, çünkü Beyaz Türkler varlıklarını ancak bu şekilde devam ettirebileceklerinin farkındalar.
Bu ülkedeki Beyaz Türkler, kendi saltanatlarını tehlikede gördüklerinde, tasmalarını ellerinde tuttukları ünlülerini sokaklara salarlar ve özgürlük, demokrasi, insan hakları ve de çevrecilikten dem vururlar. Tabi bunlar, bu şarlatanların yüzlerine taktıkları maskeleridir. ''Mesele aslında ağaç falan değildir''. Bu işin karşısında olanlar da bunun farkındadır zaten. Lakin bu işin içinde olanlar, kendilerini ağaç ve özgürlük için ayaklandıran sebepler olduğuna inananlar ne yazık ki Beyaz Türklerin sokak kartından bir şey değildir.
Tarih bir gün, kendi tarihinin öğrenilmesine karşı çıkanları da yazacak. Ve kendi tarihinin öğrenilmesine karşı çıkanlar, yakında tarih olacaklar.
Geçmişi olmayanın geleceği olmayacağı gibi, tarihi olmayanın geleceği olmadığı gibi; tarihten yoksun olarak büyüyenler ve bunu toptan reddedenler tarih sahnesinden silinirken, yeni gelen nesil tarihine bakarak yaptığı doğruları tekrar edip, yaptığı hataları tekrarlamayarak tarih yazacaklar.
Ve bizler gelecek olan o tarihi kendimiz yazamasak bile, gelecek nesillerimizin asıl tarihlerinin yazıldığı alfabeyi, birikim, kazanım ve tecrübelerimizi onlara öğreterek en azından üzerimize düşeni yapmış olacağız.
Cümleten selamlar, saygılar..
Etiketler:
Atatürk inkılapları,
atatürk ismet inönü,
beyaz türkler,
Cumhuriyet dönemi,
dil faşizmi,
faşizm,
harf devrimi,
harf inkılabı,
inkılap tarihi,
kapitalizm,
osmanlıca,
Osmanlıca dersleri,
tyler durden
7 Aralık 2014 Pazar
OSMANLICA DERSLERİ
Selamın aleyküm.
Bu ara yaptığım harf devrimi yorumları ve yazıları bir sinerji yaratmış olacak ki, peşine Osmanlıca dersleri geldi ahaha. Şaka bir yana bu kadar zamandır enlemesine boylamasına tartışılan ve irdelenen inkılaplardan bir tanesiydi alfabe meselesi. Cumhuriyet tarihinde yapılan her bir devrimi ve icraatı sorgusuz sualsiz, düşüncesiz ve yargısız kabul eden o at gözlüklü kemalist kesim dışında, harf devrimini eleştirenlerin ve yanlış bulanların sayısının, sağcı olsun solcu olsun, ateist olsun dindar olsun, ne kadar çok olduğunu acizane verdiğim birkaç örnekle birlikte gördük.
Elbetteki bu ülkede tabuları korumak adına muhalif olmak demek, akılla ilişiği kesmek demek olduğundan, hala ve hala bu saçma sapan ve gereksiz devrimi amansızca ve körü körüne savunanlar olacaktır. Çünkü onlara göre o tarihlerde yapılan her bir icraat asla sorgulanamaz şekilde doğrudur. En ufak bir sorgulamaya veya eleştiriye tahammülleri yoktur bu kesimin. Ama ne ironik ve manidardır ki, bugün ''düşünce özgürlüğü, vicdan özgürlüğü, sorgulama ve eleştirme özgürlüğü'' gibi kalıpları savunduklarını sananlar da yine aynı kişilerdir.
Harf devriminin yanlış olmasının sebebi şudur;
Bir gecede bin yıllık kullanılan bir alfabe tamamıyla yasaklanmıştır. Yani Latin alfabesi yalnızca bir gecede kabul edilmiş ve ertesi sabah Arap harfleri tamamıyla yasak kılınmıştır. Bu alfabe ile eğitim öğretim yasaklanmıştır, evlerde bu alfabeye ait vesika ve kitap bulundurmak yasaklanmıştır. Yani o güne kadar evlerinde bir kütüphane bulunanlar, ertesi gün evlerinde bulundurulması bile yasak olan bir yığın çöp bulundurur konuma gelmiştir.
Şu bir gerçek ki, özellikle içinde bulunduğumuz bu yüzyılda Latin harflerini bilmek zaruret gibi bir şey olmuştur. Burası tamam, kimsenin buna itirazı yok zaten. Nitekim Japonlar da, Çinliler de, Ruslar da, Koreliler de, hatta ve hatta Araplar da kendi alfabelerinin yanında bir de Latin alfabesini öğrenirler ve kullanırlar.
Zira doğru olan da budur.
Harf devrimini yanlış yapan da budur. Eğer bin yıllık alfabemizin yanında bir de Latin alfabesi öğretilmeye başlansaydı, yani diğer tüm o milletlerin yaptığı gibi iki alfabe öğreniyor olsaydık; ne tarihimizden kopacaktık, ne kütüphanelerimize yabancılaşacaktık, ne de kültürümüzden ve dinimizden uzaklaşacaktık. Bir yandan kendi medeniyetimizi korumuş ve bu medeniyetin üzerine bir şeyler koymuş bir şekilde varlığımıza devam edecektik, diğer yandan da İngiliz ve Amerikan dünya hakimiyeti dolayısıyla tüm cihanda kullanılan bu Latin alfabesini okuyabiliyor ve yazabiliyor olacaktık.
Bizim yaptığımızı kimse yapmadı. Hiçbir millet kendi tarihinden bu kadar nefret etmedi. Hiçbir devlet, gençlerini kendi tarihine bu derece düşman yetiştirmedi. Tarih boyunca var ettikleri medeniyetlerinin üzerine her gün bir şeyler ekleyen nesiller, bugün hem kendi alfabesini hem de Latin alfabesini kullananlardır. Lakin bu milletlerin herhangi birisine, örneğin Japonya'ya gidip de; ''bu Japon alfabesi inanılmaz zor, hadi bırakın bunu da çağa ayak uydurup Latin alfabesine geçin ve muasır medeniyetler seviyesine çıkın. Bu alfabe sizi geri bırakır.'' dersen sana ya bir uzaylı, ya da kendilerine düşmanlık etmeye ve onları kendi kimliklerinden ve varlıklarından uzaklaştırmaya çalışan bir ajan gözüyle bakarlar. Bu açıktır.
Çünkü bugün Latin harflerini bilmeyen bir Japon, bir Çinli, Koreli veya Rus, ya da Arap yoktur. Zaten bildikleri şey orada dururken, kendi kimlikleri ve tarihleri haline gelmiş olan bir alfabeyi neden değiştirsinler ki?
Alfabenin gelişmekle ve modernleşmekle alakası yoktur. Latin harflerine geçtiğimizde kendiliğimizden uzaya çıkacağımıza falan inanmış olmalıyız ki, bu devrimi ve bu devrimi yapanları savunur olduk.
Okuma yazma oranının da alfabeyle alakalı olduğuna inanan bir güruh, ne yazık ki hala köşelerde bucaklarda televizyon programlarına çıkıyor veya bir şeyler yazıyor. Osmanlıca harfler kaldırıldıktan sonra okuma yazma oranı inanılmaz derecede yükselmiş falan. Yani bugün 5 yaşındaki çocukların bile birkaç haftada öğrendiği ve o harflerle ezber yaptığı bu alfabe, okuma yazmaya engelmiş bazı kesimlere göre. Bu güruha yeterince şey yazdığımdan ve bundan bu güruha cevap vermenin bile zaman kaybı olacağından, uzatmayacağım. Meşhur bir ateist olan Ayşe Hür'ün bu konudaki araştırmaları ve yorumlarının küçük bir kısmını göstererek, bu mevzuyu kapatmak en iyisi;
''Dilde sadeleşme'' çabalarıyla desteklenen yeni harfler, Türkiye halkının okuma yazma oranlarını nasıl etkiledi? Buna cevap vermek kolay değil; çünkü örneğin 1927'de okuryazarlık oranının %8.1 olduğunu söyleyen resmi istatistiklere karşılık, 1895 yılında Osmanlı istatistiklerinde Anadolu ve Rumeli'de 5-10 yaş arası kız erkek İslam çocuklarının %57'sinin ilkokul öğrencisi olduğu görülüyor. (...)
Yine de bütün çabalara rağmen 1935 yılına ait istatistiklere göre, nüfusun sadece %20'si okuma yazma biliyordu. Bu oran 1945'de %30'a, 1950'de %34'e çıkabilmişti. Yani harf inkılabı, okuma yazma oranlarını yıllara göre ikiye, hatta üçe katlamıştı; ama eğer bir yanlışlık yoksa 1895 yılının yanına bile yaklaşamamıştı.
Aslında bu durum gayet doğaldı. Bir toplumun okuma yazma oranlarının, doğrudan alfabenin zorluğu veya kolaylığıyla ilgisi olmadığına dair dünya üzerinde bol örnek bulmak mümkün. Rusya, Yunanistan, Bulgaristan, Japonya, Çin, İsrail, Kore, Sırbistan, Hindistan, Tayland gibi ülkeler, ekonomik kalkınmalarını, hepsi Arap alfabesi kadar veya ondan daha zor olan alfabeleriyle başarmışlardı.
Sonuç olarak, Kemalist modernleşme hamlesinin önemli köşe taşlarından biri olan harf inkılabı, toplumun genel kültür düzeyine katkıda bulunmaktan çok, halkın tarihle ilişkisini kesmekte işe yaradı. (...)'' Ayşe Hür, Öteki Tarih
1909 yılından beri savaşlarla uğraşan, darbeler yaşayan, hele ki 1914'de Harbi Umumi'ye giren bir devletin okuma yazma oranını, gelip de cumhuriyetin kuruluşundan harf devrimine kadar olan zaman aralığıyla kıyaslarsan, elbetteki karşına %8.1 gibi bir oran çıkabilir. Fakat cumhuriyet tarihi, tek partili dönem olan 1950'ye kadar okuma yazma oranını ancak ve ancak %34'e çıkarabilmiştir. Osmanlı dönemindeki %57'lik oranla kıyaslanamayacak kadar düşük bir oran bu. Kaldı ki, alfabenin bununla hiçbir alakası yoktur.
Bu devrim de, tıpkı diğer bütün devrimler gibi tamamıyla tarihe, bilhassa da dine karşı yapılmıştır. Yeni kurulan sistem, eski sisteme öyle bir cephe almıştır ki; onu tamamen yeryüzünden silmeye kalkışmıştır. Kendi sistemleri doğrultusunda ve tarihiyle dinine tamamen düşman bir nesil yetişme amacının en önemli temel adımlarından biridir harf inkılabı. Bunun kanıtını da, bugün Osmanlıca derslerinin okutulmasına karşı çıkanlardır.
Bu nasıl bir hipnozsa artık, bu yazıyı öğrenmenin bize bir medeniyet tarihi kazandıracağı değil; bizi geri bırakacağı gözüyle bakanlar var bugün. İşte izanı, ufku ve gözleri kapanmış olan insanlar, karşılarına çıkan her şeyi asla sorgulamadan muhalefet etmekle bir şeylerin savunuculuğunu yaptıklarını sanmakta hala.
Olması gereken şey geç de olsa oldu. Okullarda İngilizce dersinin zorunlu olmasına karşı çıkmayıp da, kendi medeniyetimizin yazıldığı Osmanlıca derslerine karşı çıkmak, sanırım dangalaklığın önde gideni olmaktan başka bir şey değildir. Bu gibi insanları gördüğünüz yerde, onlara kafadan bacaklı muamelesi yapın, sonra da onlarla fazla zaman harcayıp hayatınızdan dakikalarınızı çalmalarına izin vermeden oradan uzaklaşın.
Bundan sonra Sultanahmet'e olsun, Eminönü'ye olsun başka diğer tarihi mekanlarımıza olsun, gittiğimizde kapılarda yazan yazıların ne anlama geldiğini bilecek bir nesil yetişecek. Topkapı Sarayı gibi dünyanın en çok ziyaret alan yerlerinden birine gittiğinde, oradaki turistlerin ''af edersiniz Türk müsünüz? Şurada ne yazıyor söyleyebilir misiniz?'' diye sorduklarında ''ben bu alfabeyi okuyamıyorum'' diye ucube bir bahanemiz olmayacak. Diğer insanların gözünde uzaylı gibi olmaktan da çıkarız böylelikle.
Okullarda İngilizce dersi nasıl zorunluysa, Osmanlıca dersi de elbetteki zorunlu olması lazımdı. Tarih dersi nasıl zorunluysa, o tarihin yazıldığı harfleri bilmek de o kadar zorunludur. Bu adım, yalnızca bir normalleşme adımıdır. Dünya uzay çağını yaşarken, bizler henüz normalleşme adımlarını atabilmeye başladık. Bize uğraşacağımız öyle dertler, öyle sıkıntılar ve sorunlar bıraktılar ki; Japonlar robotlarla, Amerikalılar ve Ruslar uzay işleriyle uğraşırken, bizler başörtüsüyle, laiklikle ve eski-yeni harf çatışmalarıyla uğraştık. Olduğumuz yerde saydık. İngiltere'de, Amerika'da, Avustralya'da bırak başörtüsünü, çarşafla okullara, devlet dairelerine girmek serbestken, biz ithal ettiğimiz laikliği, tarihimiz ve dinimiz ile kanlı bıçaklı bir yok ediş mücadelesi olarak gördük.
''Yeniden yükselmek, büyümek için batı medeniyetini taklide değil; gücümüzün özü olan İslamiyet'e dönmemiz lazımdır.''
30 Kasım 2014 Pazar
HARF İNKİLABI
Selamın aleyküm.
Birçok yerde, birçok insanla tartıştığım bir konuyu biraz da sizinle muhazara etmek istiyorum. Birçok meselede hemfikir olduğumuz okuyucularım da var, birçoğunda uzlaşamadığımız okuyucularım da.. Ve böyle olmasından dolayı da çok müteşekkirim aslında. Gerek düşündüğüm ve inandığım şeylerde o kadar da yalnız olmadığımı görüyor, gerekse de muhalif olanlardan gelen farklı fikirlere kulak veriyor ve farklı yönlerden de bakabiliyorum.
Bugün bu yazıda yapacağım şey de, her zaman olduğu gibi, doksan senedir maruz kaldığımız bir hipnozdan uyanmamız için bir parmak şıplatma olacak.
Çok fazla tabusu olan insanlarız. Dogmalarımız var ve onlar hakkında yapılan yorumlara bile katlanamaz hale gelmişiz. Ama benim buradaki amacım, bir taraftan her yerde ''sistem kötü'' eleştirileri ile başlayan ve sisteme dair her şeyi yerden yere vuran insanların, diğer yandan bu sistemin kurucularına ve sahiplerine asla ve kat'ha laf ettirmediklerinin farkına varmalarını sağlamaya çalışmak.
Fikirleri değişir değişmez, savundukları şeyleri yine savunurlar veya savunmazlar bu önemli değil. Önemli olan şey, inandığı ve savunduğu şeyleri doğruları ve yanlışlarıyla kabul etmeleri. Kısacası kıvırmamaları.
Bu yazının konusu harf devrimi. Başlıkta bir sorun arıyorsanız eğer, aramayın. Başlık gayet düzgün..
Nedenleri, sonuçları ve bu konunun önemi hakkında Dil Savaşları ve Asimilasyon isimli bir yazı yazmıştım. Lakin yine de bazı şeyler konuşmak istiyorum bu konuda. Çünkü biliyorum ki benim karşılaştığım tarzda muhalefetlerle siz de karşılaşıyorsunuz ya da karşılaşacaksınız. Bunun yegane sebebi de ülkemizdeki muhalefet anlayışının tamamen aynı olması. Asla farklı bir muhalefet söz konusu değil bu ülke topraklarında. Bir şeyleri savunanlar, savundukları şeyi yanlışlarıyla da olsa körü körüne savunuyorlar çünkü.
Onlar için savunma yöntemi, bugüne kadar kendilerine öğretilenleri tekrar etmekten başka hiçbir şey değil. Yüz yıldır klişeleşen şeylerle bir şeyleri açıklamak, bir şeyleri savunmak istiyorlar. Tıpkı ''Atatürk olmasa babanı tanımazdın'' diye kargaların bile güldüğü şeylerle yapılan muhalefet gibi. Bu gibi insanların babalarını Mustafa Kamal belirlemiş olsa gerek ki, öyle diyorlar sürekli.
| Hipnoz devam etmekte |
Harf devrimi denilince muhaliflerin, muhalefet temelleri asla değişmez;
1. Okuma yazma zordu
2. Türkçe konuşup, Arapça yazmak zordu
3. Arap harfleri Türkçe'deki sesleri karşılayamıyordu
4. Çağın şartları bunu gerektiriyordu
5. Arap harfleriyle ticaret yapmak zor oluyordu, bütün Avrupa Latin alfabesi kullanıyordu
6. Biz Arap mıyız Arap alfabesini kullanalım
7. Arap harfleri gelişmeye engeldi
8. Atatürk olmasa babanı tanımazdın
9. Çok sıkıldım
10. Yerim çok dar
11. Senden çok var.
Şimdi öncelikle okuma yazmanın Arap harfleriyle zor olması konusundan başlayalım.
Okuma yazma Arap harfleriyle asla zor falan değildi, zira bugünden örnek vermek gerekirse; bizler kışın okulda, eğitim sisteminin bize dayattığı şekilde Latin alfabesini öğrenerek büyüdük, fakat yazları da Kur'an kurslarında Arap harflerini ve Kur'an okumasını öğrendik. Ve ellerimizdeki o Elif-Ba kitaplarıyla alfabe öğrenmemiz birkaç haftamızı aldı en fazla. Anlama kıtlığı yaşayanların bile maksimum bir ayda öğrendiği bir alfabe idi Arap alfabesi. Üstelik bir de Latin alfabesi biliyorken..
Kaldı ki, bu millet İslam'a geçtiğinden beri Arap harflerini kullandı. Yaklaşık 1200 yıl boyunca kullanılan bu alfabe, 1200 yıl boyunca hiçbir sorun oluşturmadı da, İslam Birliğinin ve Müslümanların yeryüzünden silinmesinden sonra mı sorun teşkil etmeye başladı?
1200 yıl boyunca kimse bu alfabenin zor öğrenilmesinden şikayetçi falan olmadı da, bir anda alfabenin zor olduğuna mı karar verildi?
Yapmayın Allah aşkına. Beş yaşındaki çocukların bile bu alfabeyi çok ama çok rahat ve kolay bir şekilde öğrenip, Kur'an okumaya başlaması bu alfabenin yeterince kolay olduğunu kanıtlamıyorsa, daha ne kanıtlayacak?
Hele ki, bize okulda öğretilen şu mantık ucubesine ne demeli;
''Türkçe konuşup Arapça yazmak çok zor oluyordu.''
Bu ifade, bir milleti ve bir nesli tam anlamıyla geri zekalı yerine koymaktır. ''Siz o kadar geri zekalısınız ki, size her boku söyleriz çünkü sorgulamadan inanır ve onu savunursunuz'' demektir bu. Zira aynı şekilde bizlere Latin alfabesini ''Yeni Türk Alfabesi'' olarak yutturmadılar mı yıllarca?
Arapça yazmak ile Arap alfabesini kullanmak ayrı şeylerdir.
Arap harflerini kullanarak İngilizce kelimeler de yazabilir ve okuyabilirsin. Zira Libyalı ve Suriyeli olan bazı arkadaşlarım aynen de öyle yapıyor. Kaldı ki bilakis Latin alfabesi Türkçe'deki sesleri tam olarak karşılamaz.
En basitinden bir örnek vereyim; Buse kelimesini nasıl okuyoruz? Buse diye mi, yoksa Buuse diye mi? Çift ''u'' var di mi okurken, aynen öyle. Hakan kelimesi? Haakan diye telaffuz edilmiyor mu? E hani nerede Latin alfabesinin Türkçedeki mükemmel uyumu? Ve bunlar benim aklıma ilk etapta acele ile gelen örnekler, üzerine düşünsem boyum kadar bir liste bile yaparım.
Yani mesele bu da değil.
Çağın gerekleri, ticaret ve gelişme meselesine değinirsek kısaca;
Bu üç değerlendirme de yine saçmadır. Zira alfabenin ne çağ ile, ne ticaret ile ne de gelişme ile uzaktan yakından alakası olamaz. Eğer alfabe bunlara engel olsaydı, Japonya ve Çin o tuhaf alfabeleriyle şuan dünyanın en büyük teknoloji üssü ve ticaret devi olamazlardı. Haksız mıyım?
Çin dünyanın bir numaralı ticaret merkezi. Dünyanın her yerine kendi mallarına ihraç ediyorlar. Fakat kullandıkları alfabe, bizim bildiğimiz türden alfabe bile değil. Acayip acayip şekiller. Peki bu alfabe Çin'in ticaretine engel oldu mu? Şuan dünyanın tartışmasız bir numarası Çin bu konuda.
Japonya'ya gelecek olursak, kendileri de dünyanın teknoloji merkezi. Bütün batılı ülkelerden çok daha gelişmiş bir teknolojiye sahip. Bütün dünyaya teknoloji pazarlıyorlar. Peki Japon alfabesi bu gelişime, bu teknolojiye herhangi bir sınır veya engel getirdi mi?
Tabii ki hayır. Çünkü alfabenin bunlara engel olduğunu söylemek kara cahillikten ve halkı da geri zekalı yerine koymaktan başka bir şey değildir. Hakeza şuan Arap ülkeleri, dünyanın en zengin ülkeleri. Dünyanın finansal merkezi kesinlikle Arap ülkeleridir. Hatta son zamanlarda Avrupa ve Amerika'daki bütün futbol kulüplerini satın almaya başladıklarını ve petrol yataklarının neredeyse tamamına sahip olduklarını hatırlarsak, kullandıkları Arap alfabesinin yine bu gibi şeylere engel olmadığını görürüz.
Peki amaç neydi?
Bunu İsmet İnönü'den, yani bu devrimi yapan iki adamdan biri olan kişiden tekrar dinleyelim;
''Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Okur-yazar oranının düşük oluşunun yegane sebebi, alfabenin öğrenilmesinin zor oluşu değildi. Devrimin temel gayelerinden biri; yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslam dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı.. Böylece yeni nesiller eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazıyla çıkan eserleri de biz denetleyecektik.. Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunamayacak; dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.''
Mesele tamamen bundan ibarettir. Bundan başka hiçbir gaye aramak gerekli değildir, abesle işgaldir. Rusya'da komünist devrim oldu, fakat harfleri değiştirmediler. Tarihlerini ve kültürlerini özünden bu kadar mesnetsiz ve gereksiz yere koparmadılar. Müslümanlar bin yıl dünyaya hükmetti, fakat batılılar veya uzak doğulular alfabelerini ''e çağın gerekleriiiii'' diye asla değiştirmediler. Kimlerin diliyle ve diniyle oynandığını bilmek istiyorsanız, Ortadoğu ve Afrika haritalarına ve tarihlerine bakın.
Afrikalarının dinleri de dilleri de ellerinden alındı Ortadoğu'da aynı şey tarihle ve ekonomi ile yapıldı. Şimdi geriye baktığımızda 1923'ten öncesi yok edilmiş bir tarih tezimiz var. Kendi tarihimizi yabancılardan öğrenmek zorunda kalıyoruz. İngiltere ve Fransa'ya gidiyor ve dönemin eserlerini ve arşivlerini arıyoruz, elimize alıyor ve okuyoruz. Fakat kendi tarihimizi kendi arşivlerimizden çıkarmak bir yana dursun, çıkardığımızda anlayamıyoruz.
İsrail diye bir ülke kuruldu ve harf devrimini tersine yaptılar. Kendi alfabelerini yani İbranice'yi kullanmaya başladılar. Ayrıca şunu eklemezsem çok ayıp ederim; harf devriminden sonra dahi Mustafa Kamal bile eski yazıyı kullanmıştır. Hatta ve hatta Aziz Nesin bile yazılarını önce eski yazıyla yazmıştır. Yeni yazının düşüncenin akışını bozduğunu ve yazmanın daha zor olduğunu söyler Aziz Nesin.
Yazıyı bazı yazar ve düşünürlerin sözleriyle bitirelim;
''Bir milleti işgal etmek isterseniz, askeri istilaya lüzum yoktur. Tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden uzaklaştırmak ve dolayısıyla manevi değerlerini ve ahlakını yozlaştırmak kafidir. Yeryüzünde bir tek memleket gösterilemez ki, orada gençler kazara milli kütüphanelerine girerlerse, bir tek eser okuyamadan gitsinler. Böyle bir katliam hiçbir memlekette ve hiçbir memleketin tarihinde yoktur.'' Peyami Safa, Arap Harfleri
''Her ülkenin alfabesi Kutsal Kitabının alfabesidir. Tek istisna Türkiye. Kendi Kutsal Kitabını okuyamayan tek millet bizim milletimiz. Bu adamlar alfabeyi neden değiştirdiler? Bilim ve teknikte ilerlemek, kalkınmak için. Oysa kalkınmanın alfabeyle alakası yok. Güney Amerika ülkelerinin tamamı Latin alfabesi kullanır, hepsi de geri kalmış durumda. Oysa Japonlar 1500 harflik alfabeleriyle ilerledi, kalkındılar. Şu bir gerçek, harf devriminin tek bir gayesi vardı; Milletimizi dininden tarihinden ve kültüründen koparmak.'' Metin Köse, Aynadaki Kemalizm
''İslam harflerinin ilerlememize mani olduğunu ileri sürenler, Avrupa'nın bizi yok etmeye karar vermiş yazarlarıydı. Bir Volney, bir Baron de Tott vs. İslam'a düşmandılar. Başlıca hedefleri bizi tarihimizden, irfanımızdan bir kelimeyle İslam'dan kopartmaktı. Bu bedbaht telkinler önce birçok dürüst Türk münevverini de büyüler gibi oldu. Sonra meselenin vahametini kavramakta gecikmediler.'' Cemil Meriç, Kültürden İrfana
''Eğer medeniyet, milli gelir alfabeyle artsaydı; Ruslar, Çinliler, Japonlar alfabe değiştirirdi. Kendi alfabesini değiştiren hiçbir millet yok. Olmayacak da. Öyleyse bu çılgınlığın sebebi ne?'' Cemil Meriç, Sosyoloji Notları ve Konferansları
''Bu milletin bütün kütüphanelerini yaktılar. 1929'da ilk mektebi bitiren nesil, kendini bir çöl ortasında buldu. Yeniden başladı alfabeye ve ölünceye kadar alfabede kaldı. Sonraki nesiller hep aynı yokluk, hep aynı sefalet içinde çırpındılar. 1929'da okuma-yazma bilenler, 1930'da analfabet (okumaz-yazmaz) durumuna düştüler. Ve kendilerine zorla kabul ettirilen dili çelik korse gibi, bir Çinlinin ayakkabısı gibi, ezip büzen bu yabancı harflere hiçbir zaman ısınamadılar. Yeni nesiller ise 10-15 yılda şişirilen, sözde milli, bir kütüphane buldular. Ama bu kitapların dili boyuna değişiyordu. Her maskaralığı alkışlamaya zorlanan ve bu şakşakçılığı bir refleks, bir insiyak gibi uzviyetine sindiren şamar oğlanı burjuvazi!'' Cemil Meriç, Jurnal
''Osmanlı rahatsız ediyordu Mustafa Kemal'i. Silinmesi gereken bir vesika idi yakın tarih. Mazi, zaman zaman gevezelik ediyordu. Dil devrimi, Selanik'in İstanbul'a isyanıdır. Osmanlı ordusu, Osmanlı teşkilatı, Osmanlı mirası yok edilemezdi. Ama nesillerin birbirleriyle olan devamlılığı bozulabilirdi. Harf inkılabı 600 yılı rafa kaldırdı. Ve tarihsiz bir memleket ibda etti.'' Cemil Meriç, Mağaradakiler
''Kemalist modernleşme hamlesinin önemli köşe taşlarından biri olan harf inkılabı, toplumun genel kültür düzeyine katkı bulunmaktan çok. Halkın tarih ve dinle ilişkisini kesmekte işe yaradı. Böylece geçmişle bağlar, devlet ve devletin istediği tarzda ilgilenen tarihçiler tarafından kullanılmaya başlandı. Bu tarihçilerin esas işlevleri ise ''kozmopolit, karışık, şarklı, geri'' olarak niteledikleri Osmanlı kimliğinin yerine; ''etnik açıdan saf, dünya görüşü açısından laik, batılı, modern bir Türk kimliğinin üzerinde yükselecek Türk-Ulus Devleti inşa etmekti.'' Ayşe Hür, Öteki Tarih
''Latin alfabesi, dil devrimi, modern hukuk, laik eğitim gibi düzenlemeler, ''ilmiye sınıfı''nın yerine yeni bir ''aydın tipi'' yaratmayı başarmıştır. Bu inkılapların yarattığı yeni hizmet alanları sayesinde, söz konusu kesim maddi çıkarlar aracılığıyla Bonapartist rejime bağlanabilmiştir. Böylece geniş kitleler üzerinde sınırlı da olsa, bir otorite ve saygınlığa; dolayısıyla da ayrıcalıklara sahip olan bir kesimin yaratılması, bunlar aracılığıyla değişik toplum kesimlerinden kısmi bir destek sağlanabilmesine olanak vermiştir. Bugün aydınların büyük bir bölümünün Kemalizme bağlılıkları ve Kemalizmin gönüllü taşıyıcısı olmaları, ideolojik bir yanılsamadan çok, bu olguyla doğrudan ilgilidir.'' Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası
Hilafet Düşerken'de bahsettiğim on yıllık İngiltere ve Fransa denetiminde ve gözetiminde yapılan devrimlerdir bunlar, hatırlayın. Haim Naum'un; ''Ben size Türklerin dinlerini ve tarihlerini ayaklar altına alacaklarını garanti ediyorum'' derken kastettiği tam olarak da bu değil miydi? Lord Curzon'un; ''Türklerin maneviyatlarını yıktık, bir daha asla kendilerine gelemeyecekler.'' derken, kastettiği tam olarak bu değil miydi?
Kendi tarihine düşman bir nesil yetiştirildi. Osmanlıca denildiğinde hemen muhalefete geçen, 1200 yıllık tarihine ideolojik bir bakışla bakıp düşman kesilen bir nesil yetiştirildi. Batılılar topraklarımıza geldi ve ''Osmanlıca harfler sizi geri bıraktı, İslam sizi geri bıraktı'' dediler ve 1200 yıllık bir tarihi elimizden çekip aldılar. Biz eski harfleri unuturken ve devlet zoruyla evlerdeki eserler bile toplatılırken, batılılar bizim binlerce yıllık eserlerimizi aldılar ve bu bilgileri kullandılar.
Orta Asya'dan Anadolu'ya, Avrupa'ya, Afrika'ya kadar hükmetmiş ve buralardaki medeniyetleri bünyesinde bulundurmuş bir medeniyetin binlerce yıllık tarihi, bir gün içinde tamamıyla yasaklandı. Roma İmparatorluğu ve medeniyeti üzerine kurulmuş bir imparatorluk, sürekli üzerine bir şeyler eklemiş ve kendisini büyütmüş bir medeniyet; sözde çağdaşlaşma ve modernleşme adı altında yok edildi. Paralı efendiler de buna ''ne güzel devrimdir'' dedi.
Tasavvur etmek istiyorsanız, aynı olayı bugüne kopyalayıp yapıştırın. Bugün kesin bir kararla Latin harflerinin tamamen yasaklandığını ve Arap harflerinin, ya da dünya teknolojisinin yönetici olan Japon harflerinin kullanılmaya başlanacağını bir düşünün. Şimdi diyeceksiniz ki; ''E doksan senelik verdiğimiz tüm o eserler, o yazarlar, şairler, tiyatrolar, arşivler, tüm edebiyat eserlerimiz ne olacak? Biz Necip Fazıl'ı, Nazım Hikmet'i, Cemal Süreya'yı, Cemil Meriç'i ve daha tüm diğer bilim adamlarımızı okuyamayacağız!''
90 senelik bir tarih için üzülecek misiniz?
Ben size 1200 yıllık bir medeniyet tarihinden bahsediyorum..
Ondan sonra mikrobu ilk keşfeden bilim adamı olan Akşemseddin'i yalnızca bir din adamı olarak bilirsiniz, çünkü bir tane bile kitabını alıp okumamış, okuyamamışsınızdır. Bilim adamlarınızdan hiçbirini bilmezsiniz. Lagari Hasan Çelebi kimdir desem, hiçbir fikrin olmaz bu konuda. Ama elin çakma kahramanları Newton'u, Edison'u bilmeyeniniz yoktur.
''Latin harfleri bizi geliştirdi mi peki?'' diye sorarsak eğer, halimiz ortada. 1944'ten sonra atom bombası yiyen Japonya, dünyanın en zor alfabesiyle bu noktaya gelmişken; bizler bizi geliştireceğine inandığımız Latin alfabesiyle üçüncü dünya ülkesi olmaktan son yıllarda kurtulduk. Adamlar uzaya mekik gönderirken, biz halkın elinden dinini ezanını almakla meşguldük. Adamlar uçan arabalar üretirken, biz ''başörtülüler okula girsin mi girmesin mi'' diye tartışıyoruz. Bizi nelerle uyuttuklarını göremeyecek kadar kör bırakılmışız.
Ve gelişmeye başlayacaksak, gelişeceksek, yakın tarihimizle hesaplaşmadan bunu yapamayız. Çünkü o yakın tarih, bizim bugünümüzü hipotek altına almış. Hala da o yakın tarihin anormal yasalarıyla boğuşmaktan, ilerleyemiyoruz. Biz birbirimizle laiklik kavgası yaparken, adamlar uzaya çıktılar ve bize oradan el sallıyorlar.
Tarihimizi, kültürümüzü ve birikimimizi toptan ortadan kaldıran bu sistem toptan ortadan kalkmadıkça kendimize gelemeyeceğimiz çok açık..
Selamlar, saygılar..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










