kadim semboller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadim semboller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2014 Pazar

ALTIN ORAN


İnandığımız şeylerin yüzeysel olduklarını düşünmeye başladığımız anda, yüzeysel olarak inanmaya başladık. Ciddi anlamda İslam'ı namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek gibi farzlardan ibaret sanmaya başladık yüz yıldan fazla süredir. Keza işte tam da bu yüzden bugün bu haldeyiz.


Şeytana tapan bu gizli örgütlerin hepsinin çok derin bilgiler ve sırlara sahip olduklarını biliriz. Fakat bizim inancımızda derinlikler veya sırlar olduğunu ya aklımızdan geçirmeyiz, ya da duyduğumuzda inanmayız. Kabala menşe'ili okültik örgütlerin evrendeki birçok şeyi sembolizm ve sayı ilmiyle açıkladıklarını veya kodladıklarını bilir ve kabul ederken, aynı yöntemle bir de ilahi mesajların olduğuna inanmamak nedendir?


''Bizde sadece namaz, oruç, zekat, hac falan var, her şey açık, yok öle derin ilimler falan'' kafasına sahip olanlar, bu dini ancak yüzeysel olarak anlayabilir ve yaşayabilirler. Nitekim bu gibiler İslam'ı yalnızca bir merasim veya ibadet dini olarak görürler; her saniyemizi, her anımızı, her hareketimizi ve her kararımızı etkileyen bir hayat biçimi olarak değil.


''İlimde derinleşmek'' diye bir ayet vardır Kur'an'da. Ne demektir bu? Neden Allah-u Teala dikkat .çekici bir şekilde ilimde derinleşmekten bahseder?


İlimde derinleşmek, yaratılan her şeyin yaratılış sırlarına ermek ve evrenin sırrına ulaşabilmek, kişinin inancını artırır. Masonlara bakın, her türlü okültik örgütün temelinde yatan şeye sahiptirler. Ve bu bilgi onları öyle cezbeder ve öylesine içine çeker ki, bir mason asla bağlı olduğu bu örgüte ihanet etmez.


Fakat Müslümanlar uzun yıllar önce evrenin ve yaratılışın sırrına ulaşmak için harcadıkları çabayı, bu uğurda öğrendikleri ilimleri unutmaya başladılar, çünkü önemsememeye başladılar. Böylelikle bilgileri yüzeyselleşmeye başladı, sonra amelleri, en sonunda da imanları..


Yalnızca namaz kılıp, oruç tutmakla kemale eremeyeceğimiz gerçeğini unutup; ''millet neler yapıyor bu devirde, ben en azından böle bi devirde namaz kılıp oruç tutuyorum'' demeye başladık. Bu da demek oluyor ki, ölçülerimiz değişti. Kendimize kötüyü ölçü olarak aldık. Tabi haliyle bu da bizi kötüden iyi yaptı sadece.

Hakeza bu çok tabii bir şey. Çocuklarımıza Peygamberimiz sav'in, diğer peygamberlerin ve sahabelerin hayatlarıyla değil de; Süperman ile, Batman ile, Ansel ve Grater ile, Temel Reis diye Türkçeye çevrilen Popeye ile, Red Kit ile büyütürsek, bu çocuklar kendi kültürünün ve dininin gerçek kahramanları yerine batı kültürünün hayali kahramanlarına özenir. Onları rol modeli edinir. Hatta farkında bile olmadan batılılaşma dayatması ufak ufak beynine işlenir.


Biz hiçbir şeye sahip değiliz mantığını öncelikle kafamızdan silmemiz gerek. Zira biz her ama her şeye sahibiz. Bilakis batı hiçbir şeye sahip değil. Onlar dünyanın dört bir yanından ve özellikle de Müslümanlardan öğrendiklerini bir kazanda kaynatarak bu hale geldiler. Bizim yapmamız gereken, onları taklit etmek değil; sahip olduklarımızı hatırlamaktır.


İşte şuan batılıların kullandıkları ve bizim yıllar önce unuttuğumuz kadim bilgilerden bir tanesi de ''Altın Oran''dır.


Evrenin tesadüfler sonucu oluşamayacağına en mükemmel kanıtlardan bir tanesi, hatta belki de en mükemmeli budur. Zira evrende var olan her şeyde bir oran vardır. Dünyada, insanlarda, hayvanlarda ve bitkilerde...

Bugün bildiğimiz bütün büyük matematikçiler altın orandan haberdardırlar ve onu kullanmışlardır. Öklid, Pisagor, Tales, Platon, Da Vinci, Galile ve daha bir çok matematikçi. Bunun yanında Mimar Sinan başta olmak üzere birçok mimar, ki bunların başında kendilerine duvar ustaları diyen masonlar, eserlerinde altın orana bilhassa dikkat etmişlerdir.


Hatta masonlar için ''sırlarını yaptıkları binalarda gizlediler'' derler ya hep, bu sır altın oranla ilgili olabilir mi acaba..?


''Altın Oran nedir?'' diyecek olursak eğer;
Bir doğruyu böldüğünde, bölünen yerin, küçük parçanın büyük parçaya oranının; büyük parçanın bütün doğruya eşit olmasıdır.


Tanım biraz kafa karıştırıcı olsa da, biraz dikkatli bakarsanız harika bir uyum görürsünüz. Zira yapılan araştırmalara göre bir insan yüzü ve vücudunun altın oranda olması veya altın orana yakın olmasının, o insanı güzel ve çekici yaptığı saptanmış. Hatta bitkilerin yaprak sayılarında bile bu orana rastlanmakta ki, bu da evrenin mükemmel bir şekilde dizayn edildiğinin kanıtıdır. Mason biraderler de, tam da bu yüzden bu dizaynın sahibine ''evrenin ulu mimarı'' derler.

İtalyan matematikçi Fibonacci, kendi adını verdiği sayı dizisini yine aynı oranı kullanarak bulmuştur;


Altın Oran sayısı 1,618'dir.

Sayılar önemlidir ciğersizler.
Gerek Kur'an'da ve hadislerde ebced olsun, gerekse masonların kullandıkları sayılar olsun, hep aynı dizi çevresinde döner. Bunlar çok derin ilimler oldukları için fazla yorum yapamayacağım ama, benim de dikkatimi çeken birkaç sayı dizisi var. Belki onun hakkında müstakil bir yazı yazabilirim.


Size bu konuda acizane tavsiyelerimden biri ise, televizyonda dizi ve filmlerde görüp duyduğunuz ve sürekli tekrar edilen sayılara özellikle dikkat edin. Mesela 23 sayısı hakkında neden iki Holywood filmi yapıldığını düşünün. Baştan sona ezoterik bilgiler ve Kabala ile dolu olan Lost dizisinde, neden 23 sayısının 6 sezon boyunca ısrarla tekrar edildiğini düşünün.


Hatta sayılar hakkında Galile der ki; ''Kainat kitabı, yalnızca onun yazıldığı dili bilenler tarafından okunabilir. Bu dil matematiktir.''

Johannes Kepler de şöyle der; ''Geometrinin iki büyük hazinesi vardır. Bunlardan biri Pisagor'un teoremi, diğeri de bir doğrunun Altın Oran'a göre bölünmesidir.''


Sayılar ile alakalı bir şey daha hatırlayalım.
Tek tanrılı olsun, çok tanrılı olsun, paganlar veya şeytana tapanlar olsun, inançlarının temellerinde belli sayılar vardır. 12 ve 13 bunlardan en bilindikleridir mesela. Bu yazıda bahsettiğim gibi özellikle 12 sayısı çok önemli yer tutar. Bu çok tanrılı dinlerdeki tanrı sayısı hep 12'dir. Lakin 12'nin yalnızca bir fazlası olan 13 de bir o kadar düşmanca karşılanır.


Mesela Yunan mitolojisinde, Olimpos Dağı'nda 12 tanrı otururken, 13. tanrı olarak Dionysus aralarına katılmak isteyince, sayı 13'e ulaşmasın diye Hestia isimli bir tanrıça Olimpos'tan ayrılarak insanların arasına karışır. Keza Hristiyanlıkta 13 sayısının lanetine inanılır. Birçok uçakta 13 numaralı koltuk bulunmaz, hatta otellerde 13 numaralı oda ve 13. kat dahi yoktur.


Fakat Fibonacci sayı dizisini bir incelerseniz eğer, 13. sayı dizisinden itibaren sayıların birbirine bölümünün daima Altın Oran'ı verdiğini görürsünüz;


Paganizm ve paganizmin modernize edilmiş hali olan Hristiyanlıktaki 13 sayısının uğursuzluğu da sanırım yine bununla alakalı. Acaba 13 sayısı Allah'ı simgelediği için, bu sayı uğursuz veya lanetli sayılıyor olabilir mi?

Araştırmak lazım..


Evrendeki her şey bir ölçü ile yaratılmıştır. Bu yüzden de ne tesadüflere yer vardır, ne de hesap hatalarına. Kur'an'da şöyle buyrulur;

''Allah her şeye bir ölçü koymuştur.'' Talak,3

İşte tam da bu yüzden birçok ressam dahi eserlerini bu orana bağlı kalarak vermişlerdir;


İnsan vücudu da, diğer tüm varlıklar da bu oran doğrultusunda yaratılmıştır.


Ve Altın Oran'a tam sahip olan bir insan yüzü, daima diğer insanlara çekici ve güzel gelir.


Fakat gelin görün ki, evrendeki bu ölçüyü araştıranlar ne yazık ki Müslümanlar değil, ezoterik örgütlerdir. Öyle ki bütün mimari eserlerini sır olarak sakladıkları bu ölçüler üzerine inşa etmişlerdir.


İlimde derinleşmekten bahsedersek yine, İlk insan olan Hz. Adem, ilk ev olan Kabe'yi Allah'ın emrettiği yere, Allah'ın emrettiği şekilde yapmıştır. Kabe öyle bir yere yapılmıştır ki, dünyanın kuzey kutup noktasıyla, güney kutup noktasına oranının tam olarak 1,618'i yani Altın Oran'ı verir.


Batıdan doğuya gidilirse, yine dünyanın Altın Oran noktası Kabe olur.


Yani ilk ev, ilk ibadethane olan Kabe, ilk insan tarafından Allah'ın emri ile, dünyanın tam merkezine yapılmıştır. Ve dünyada enerji merkezleri yani ley hatları olduğunu hatırlarsak, en büyük ley hattı yani enerji merkezi de, dünyanın merkezi olan Kabe'dir.


 Kabe hakkında diğer matematiksel mucizeleri görmek için şu videoyu izleyebilirsiniz;


Dünyada milyonlarca şehir varken, neden altın oran Mekke'dedir, düşünmek lazım..


Altın Oran'ın hangi şekillerde kullanıldığını ve ortaya çıktığını daha iyi anlamak için şuraya bakabilirsiniz; Link


Altın Oran'ı göstermenin bir diğer yolu beşgenlerdir;


Buna ek olarak, gelin ben de size bu Altın Oran sisteminin günümüz dünyasında nerelerde kullanıldığını göstereyim;


Amerikan Askeri Haber Alma Merkezi ve Genelkurmay Başkanlığı; Pentagon.

Tabi bununla bitirmeyelim. Devam edelim.

Altın Oran'ı yani ''Yaratılış Sırrı''nı gösteren bir beşgenin de kendi içinde Altın Oranı bulunabilir. Örneğin;

Beşgen öyle iyi bir Altın Oran göstericisidir ki, içerisine çizdiğin her doğru sonuçta eşit olur ve Fi sayısını, yani Altın Oranı verir. Bütün köşegenleri çizildiğinde ise beş köşeli bir yıldız elde edilir;


Bu beş köşeli yıldızın köşelerini birleştirdiğimizde yine Fi sayısı, yani Altın Oran bulunur. Ayrıca, yine bir beşgen elde ederiz;


Tabi bu olaydan sonra tyler yine devreye girer ve size günümüzde bu muhteşem oranın nerelerde kullanıldığını gösterir;


Bu adam Anton Szandor Lavey, ünlü satanist. Arkasındaki işarete yakından bakalım;


Daha da yaklaşalım Uğurcum;


Bir beşgen ve köşelerin birleşmesiyle oluşmuş beş köşeli bir yıldız, diğer adıyla pentagram. Yani günümüzde satanizmin simgesi olarak kullanılan şekil. Gördüğümüz üzre Altın Oran yani Yaratılış Sırrı, bu hastalıklı ezoterik örgütlerin kendilerine şiar edindikleri sembollerinin temelinde yatıyor.

Tabii olarak tarihi de çok eskiye dayanmakta. Sümerler, Yunanlar, Mısırlılar, Mayalar ve daha birçok kavim, pentagram veya beşgen gibi Altın Oran'ı gösteren semboller kullanmıştır.

Altın Oran'ı gösteren pentagram, İnsan vücudunun da aynı orana sahip olduğunu göstermek için kullanılmış
Bunun dışında bir de beş elementi ve beş erdemi, insan hayatının olmazsa olmazlarını da sembolize eder;


Beşgen ve pentagram Altın Oran'ı göstermek için harika bir yoldur. Çünkü büyüdükçe veya küçüldükçe sürekli olarak Altın Oran'ı verir. Yani sonsuza kadar Fi sayısını, yani Altın Oran'ı verir;


Bunun yanında, kendi içerisinde bir Altın Üçgen oluşturur;


Çünkü bir Altın Üçgen'in kenarlarının birbirine bölümü Altın Oran'a eşittir.

Günümüz dünyasında ise hepimizin bildiği birçok eser bu oranda yapılmıştır;


Günümüz inançlarının sembollerini üstünkörü araştırmak ve kökenine inmemek, bizi yalnızca internet çöplüğünde dolaşan çöpçüler yapar. ''Üçgen, beşgen mason ve satanistlerin simgesi'' der ve geçeriz. Ama düşmanını tanımazsan, nasıl silahlanacağını, kendini nasıl savunacağını da bilemezsin. Ben mesela her şeyden önce düşmanımı anlamak isterim. Neye inandığını, neden inandığını bilmek isterim. Çünkü yüzyıllar, hatta binlerce yıl boyunca bu adamlar aynı şeylere tapıyor, aynı sembolleri kullanıyorlarsa, bunun elbetteki mantıkla açıklanabilecek bir tarafı vardır.


Mesela masonlar, bir Müslüman olan Mimar Sinan'ı çok severler. Hatta Mimar Sinan Dergisi adında bir de dergileri vardır.


Çünkü Mimar Sinan birçok eserinde Altın Oran'ı kullanmıştır. Bu ilme sahip bir mimar, aynı zamanda da bir bilim adamıdır. Bu adamlar için de bir mimar ve bilim adamı kadar saygın biri olamaz.


İlimde derinleşmek demek, sahip olduğun inanca daha da bağlanmak demektir. İşte bu yüzden Kur'an'da birçok kez ilimde derinleşmekten bahseder. Akıl sahiplerinden ve inanacak bir toplum için ayetlerden, delillerden bahseder. Bu yüzdendir ki birçok kez ''hiç düşünmez misiniz, tefekkür etmez misiniz?'' sorusu sorulmuştur Kur'an'da. Biz Müslümanlar düşünmeyi bıraktığımız için bugün bu hale geldik, bunu anlamamız gerekiyor. Anlamamız ve düşünmemiz..

İlimde derinleşmenin ne demek olduğunu anlayabilmek, ve bunda muvaffak olabilmek dileğiyle..


Selamlar, saygılar..

8 Kasım 2013 Cuma

SEMBOLİZM II



Salyangoz satılan Müslüman mahallesinde oturan tüm kardeşlerime selamın aleyküm.

Hristiyan düşüncesine göre Hz. İsa'nın doğumu, aslen ise paganizm için yılın son günü sayılan 31 Aralık'ta yapılan eğlenceler, partiler, içip kafa bulmalar, coşmalar sebebiyle, ertesi gün yani yılın ilk gününün tatil edildiği ; fakat Müslümanların takviminin yılbaşı olan Hicri yılbaşından sonra tatil yapılmasının gündemde bile olmadığı bir ülkede mi yaşıyorsunuz siz de yoksa?

Neyse tamam sakinim.
Konumuza gelelim biz.
İlk yazıda sembolizmin ne derece önemli olduğuna küçük bir giriş yapmıştık. Gösterdiğim birkaç örnek, insanların tarihten beri bu işe ne derece uzun mesailer harcadıklarının kanıtıydı.


Tabi insan hiç değişmediği için, yaptıkları da değişmedi elbette. Kadim tarihten bu yana sembollerle konuşan insanoğlu, hala ve hala sembollerle konuşmakta. Bunu anlamak için de biraz ilim gerekli tabiki. Örneğin Amerika'da üniversitelerde özel sembolizm dersleri var. Yalnızca şekil üzerinde değil, mana üzerinde de duruluyor o derslerde.


Gördüğüm dersler ve yaptığım araştırmalara dayanarak şu sonuca vardım ben ; Bu semboller tarihten bu yana hiç değişmemiş. Yani bu yazıda bahsedeceğimiz, bugün kullanılan semboller tarihten beri varlar.


Lafı daha fazla uzatmadan konuya doğru yola çıkalım.
Küçük bir örnekle başlayıp devam edelim ;


Denizbank reklamında Beyaz'ın giydiği bu yelekte bu sembolün ne işi var sizce?
Yani bu işaret buraya rastgele gelmiş olabilir mi?
Yoksa bilinçli bir sembolizm için mi kullanılmış...?


Dünyanın en büyük markalarından birisi Nike'dır malumunuz. Dünyada en çok ayakkabı satan birkaç markadan biridir. Herhangi bir ülkede yolda yürürken onlarca Nike giymiş insan görürsünüz. Marka çok büyük olduğu için kimse bu markadan olağan dışı bir hareket beklemez. Fakat sembolizm hasta ruhlu insanların asla vazgeçemediği bir alışkanlıktır. Nike da bu sembolizmin dibine kadar girmiştir ;

Bu ayakkabı, Nike'ın basket ayakkabısıdır. Ve arkasında çok dikkat çekici, çok belirgin, çok aşikar bir sembol vardır. Daha yakından bakalım ;


Birçoğunuz çözdü, birçoğunuz da ''bu ne olum ya?'' dedi.
Çözemeyen arkadaşlar için, çözümlemesi yapılmış ve çarpanlarına ayrılmış olanı şöyle ;

Ayakkabının üzerinde çok belirgin, çok aşikar bir şekilde ''Allah'' yazıyor ciğersizler. Hatta altında bile ;


İşte bu, tam anlamıyla sembolizm dilidir. Müslüman olsun olmasın, bu ayakkabıyı giyen herkese sembolik olarak (haşa) ''Allah'ı ayakları altına aldırıyorlar.''
''Artık seni yendik'' demenin sembolik yoludur işte bu.


Bu şekli vermek için ne derece uğraşıldığını sanırım söylememe gerek yok. Özel bir çaba sarf edildiği açık. Önemli olan, manayı çözebilmek. Kimse böyle bir sembolü oraya boş yere koymaz.


Tabi bu sembolizm, yalnızca Nike ile sınırlı değil. Tüm dünyaya reklamını yaptıkları ''yeni çağ'' yani ''21 Aralık 2012'' ile birlikte, bu işe daha fazla yöneldiler. Bu konudaki tek örnek bu değil, dahası var. Bir başka ayakkabı daha göstereyim sizlere ;


Markasını maalesef bilmiyorum, ama Irak'taki bir Amerikan menşeili ayakkabı markası. Irak'ın işgalinden sonra halka böyle ayakkabıların satılması pek de anormal değil bence.


Bu da bir başka örnek ; ''Puma ayakkabı''


''Allah'a meydan okumak ve O'nu yenmek'' manası gözümüze gözümüze sokulmakta. Bu da bize Tevrat'taki ve Yahudi mitolojisindeki inancın hala devam ettiğini gösteriyor. İnsanların hiç değişmediğini söylemiştim..

Bir başka ayakkabı vakıası da Kazakistan'dan ;


Ayakkabılardaki ve giysilerde semboller çok fazla bulunuyor. Çünkü bizlere moda olarak bu giysileri ve ayakkabıları dayatıyorlar, böylelikle hem kendi ceplerini dolduruyor, hem tek bir tip toplum oluşturuyor, hem de kendi sembollerini bizlere taşıtıyorlar.

Adeta bir muska takar gibi, bu adamların taptıkları şeyleri üzerimizde taşıyoruz.

Devam edelim.
Bildiğiniz gibi bu bayrak Suudi Arabistan'ın bayrağıdır ;


Ve ''La ilahe illaAllah, Muhammedin Resulullah'' yazmaktadır. Yeni ucube dünya düzeninde Suudi Arabistan'ın kayıtsız şartsız siyonizmin yanında olmasının bazı göstergeleri var elbette. Bu da onlardan biri ;

Bir başkası ;

Suudi Amerika diye boşuna demiyoruz herhalde. Tevhid'in ayaklar altına alınıp, çiğnenmesine göz yuman insanlar topluluğu. Tabi devlet bazında konuşuyorum. Yoksa bir Arap yüzünden bütün Arabistan'ı yakacak değiliz. Suud ailesine ne kadar büyük bir halk muhalefeti olduğunu biliyoruz.

Güç sahibi insanlar, sahibi oldukları dünyanın en büyük markalarıyla sembolizm dilini kullanarak konuşmaya devam ediyor ;


Bu, Burger King'te bir bardak kapağı. Bu şekilde bakınca üçgene benzer, anlamsız bir şekil görebilirsiniz. Fakat biraz yan çevirdiğinizde karşınıza şu şekil çıkar;


''İçeceğinizi bitirip kapağı çöpe atarsınız'', sembolik olarak ''sana ihtiyacımız yok, seni çöpe atıyoruz'' dersiniz. İnsanlar farkında bile olmadan bu sembolik davranışın içinde buluyorlar kendilerini.


İnandığımız şeylere her yönden saldırıldığına bir örnek daha ;


Bu bir seccade. Ve gördüğünüz gibi üzerinde açık bir domuz figürü var. Bizleri sembolik olarak resmen domuza secde ettiriyorlar yani. Tabi şunu söyleyeyim, bu seccadede namaz kılan insan elbette ki domuza secde ediyorum diye secde etmez, amacı o değildir.
Fakat şeytan için bu önemli değildir ki, onun amacı kandırmaktır.

Seccadelerden bir başka örnek ;


Dikkatli baktığınızda karşınıza bir insan figürü çıkar. Sembolizm bizlerle böyle konuşur zaten..
Bir başka seccade ;


Namaz kıldığımız seccadelere dikkat etmemiz gerektiğini bir kez daha anlamış oluyoruz.

Hız kesmeden devam edelim ciğersizler. Şimdi sizleri Koçtaş'a götürüyorum ;


Üzerinde ay ve yıldız bulunan bu şeyler tablo falan değil ; birer klozet kapağı ciğersizler. Evet evet klozet kapağı. Link, Link

Defalarca söylediğim gibi ay ve yıldız ''Allah ve Muhammed'' demektir. Ayakkabıların altında ve üstünde Allah yazılarından sonra, klozet kapaklarında bu sembolleri görmek beni pek şaşırtmadı açıkçası. Hele ki Koç'a ait bir yerde.


Bizimle nasıl alay ettiklerini anlamışsınızdır artık herhalde..
Biraz farklı örneklerle devam edelim.
Nazilerin sembol olarak kullandıkları işareti bilirsiniz ;

Adı ''swastika''dır.
Fakat Nazilerin dışında birçok yerde bu sembol karşımıza çıkar ;

Antik Mısır ;

Antik Yunan ;

Antik Pers ;
Hindu ;

Buda ;

Mayalar ;

Babil ;

Hatta Nazilerin kullandığı kartal da Antik Mısır'dan gelme bir semboldür ;


Kadim sembollerden biri anladığımız kadarıyla. Ve Amerika'da çok ilginçtir, Amerika'da birbirinden ayrı dört farklı eyalette, swastika sembollü yapışar mevcuttur ;


San Diego askeri binası

Kadıköy'deki Ziraat Bankası, Osmanlı zamanında kurulan ilk bankadır. Ve kurucuları da, ülkeyi borç batağına sokan kişilerle aynıdır ; kripto Yahudiler. Kuruluşundaki isimler, yetmiş yedi göbek Yahudi olan Midhat Paşa'ya kadar dayanır. Ve Kadıköy'deki bu Ziraat Bankası binasının balkonunda masonların ustası olarak bilinen ''Hiram Usta'' heykeli vardır. Ve kurulduğu günden bu yana yıkılmadan gelebilmiştir.


Bu konuya bağlantılı olarak şundan da bahsetmemiz gerekir ki, biraz daha anlaşılır olsun;
Emek Sinemasını bilirsiniz. Geçenlerde yıkıldı. Yıkılmaması için de inanılmaz bir gürültü koparmışlardı.


Emek Sineması denilen yer, Osmanlı'da kurulan ilk büyük localardan biridir. Eski bir mason locasıdır, ve 33. derece masonların katılabildiği bir ayin locasıdır.


Osmanlı bu locadan yıkılmıştır. İlk sahipleri arasında Ermeniler, Yahudiler falan olduğu da bir sır değildir zaten. Link


Girişindeki bu sembol yeterince açıklayıcıdır zaten. Bu yüzden bir mason olan Zeki Alasya ''namaz kılınacaksa hiç açılmasın'' diye sembolik bir söz söylemiştir. Şeytana tapma ayinlerinin yapıldığı yerde namaz kılınmasından daha rahatsız edici ne olabilir ki bir mason açısından?


Emek sineması da, Hiram Usta heykeli de masonlar için sembolik anlam taşıdığı için bu derece önem verirler bu konuya. Nitekim onca itiraza rağmen Hiram Usta heykeline kimse dokunamadı, Emek sineması yıkılacak diye de tüm ünlüleri ayağa kaldırdılar. Zira hepsi onların malı değil mi?

Bu sembollerin ulu orta durmasının amacı da ; ''burası bizim'' demektir.


Şimdi konuyu biraz daha değiştirelim.
Sembolizm dediğimiz şey yalnızca bir şeyin üzerine çizilen çeşitli resimlerden ibaret değildir.
Çoğu konuşma, çoğu olay da semboller içerir. Örneğin masonlar deşifre olmadan önce kendilerini belli etmek için ''dul kadının oğluna yardım edecek yok mu'' gibi, içinde sembolik anlamlar içeren sözler kullanırlardı.


Mesela buna en güzel örnek 11 Eylül 1990 yılında baba Bush'un ''Yeni Dünya Düzeni'' adlı konuşmasıdır. Daha önceki bir yazımda, sembolik olarak 11 yılda bir plan gerçekleştirdiklerini söylemiştim.


Baba Bush'un 11 Eylül 1990'daki konuşmasından tam 11 sonra ; 11 Eylül 2001'de İkiz Kulelere saldırı olmuştu ve bu saldırı, Amerika'nın orta doğuya giriş biletiydi.


Ondan 11 yıl sonrası ise 2012 yılıydı ve ben size ''bir şeyler olmasını bekliyorum'' demiştim.
İkiz Kule saldırısı gibi değildi elbette, ama oldu.
21 Aralık 2012 diye bir şey çıkardılar, insanlara bu güne odaklanmalarını ve onu önemsemelerini telkin ettiler. 21 Aralık 2012'yi sembolik olarak önemli kıldılar ve tüm dünyanın dikkatini bu güne çektiler.
Ben de bu tarihte çağ atlanacağını söylemiştim.

Bu sembolik olayların aslında dayandığı yer çok ama çok ilginçtir ;



Güneş, dönüşünü 11 yılda tamamlar. 11 yılda bir, manyetik alanda değişme olur.
Ve baba Bush'un konuşması, nasıl olduysa tam da bu manyetik değişmenin olduğu yıla ;
Bu konuşmanın tam 11 yıl sonrasındaki İkiz Kule saldırıları da, yine bir manyetik değişme olduğu yıla ;
Ve tüm dünyanın dikkatini üzerine çektikleri 2012 kıyamet senaryoları da yine bir manyetik değişme olduğu yıla denk gelmiştir.


Ve 2012 yılında manyetik alanda bir kayma olmuştur. Güneşte, bu manyetik alan kaymasıyla birlikte bin yılda bir rastlanılan bir olay meydana gelmiş ve hareketleri, dönüşü yavaşlamıştır. Bu konunun üzerinde daha sonra uzunca durmayı düşünüyorum zaten.


Yani tüm bu sembolik konuşmalar, sembolik saldırılar ve kıyamet senaryoları ile algıyı yönlendirme çabaları sembolizm dilinin bize anlattıklarıydı.


Bir başka sembolik olayla devam edelim.
11 Eylül'de saldırılan yerin ikiz kuleler olması, bir semboldü.
Mason tapınaklarının ayin odalarının girişindeki iki kolon, sembolik olarak İkiz Kulelerin mimarisine uydurulmuştu.


Çünkü o iki kolondan geçince, başka bir boyuta geçildiğine inanılır. Bu yüzden de saldırı, iki kolonu simgeleyen iki kuleye yapılmıştır. Yani iki kolon anlamına gelen iki kuleden geçip, yeni bir çağa giriş yapılacaktır. Bu olay tam olarak Güneş'in 11 yıllık döngüsüyle aynı ana denk getirilir, ve başka çağa geçiş için şartlar tamamlanmış olur.

Bununla birlikte Amerika orta doğuya giriş hakkı kazanır.
İsrail'in bölgedeki güvenliği sağlanır.
Bir sonraki dünya savaşı için gerekli petrol ve para gücü sağlanmış olur.
Dolardaki ''sekülerizm'', yerini ''Tanrı'ya güveniyoruz''a bırakır.
Ve 11 yıl sonraki ''yeni çağa giriş'' için hazırlıklar tamamlanmış olur.


Tüm bunlar hastalıklı adamların sembolik icraatlarıdır.
Fakat devamı da vardır.
Örneğin geçenlerde meydana gelen Boston Patlaması.


Tıpkı 11 Eylül sembolik olayları gibi Boston'da da aynı sembolik ögeler vardı.
Mesela patlamanın gerçekleştiği Bolyston caddesinin sıra numarası 666'tır.
666 Boylston Caddesi.


666 Boylston Caddesinde, patlamaların meydana geldiği yerin hemen önünde de ''the gates'' niteliğinde iki uzun yapı vardır ;


Hatta caddede bir damalı zemine sahip bina bile bulunur ;


Hatta ve hatta ''Massachussets Eyaletinin Büyük Locası'' da, Boylston Caddesinde yer alır ;

Sizin için caddenin içine kadar girdim buyurun ;




Eminim mason biraderler bu patlamaya çok üzülmüşlerdir.

Başka örneklerle devam edelim.
Sembolizmde özellikle mimari çok önemlidir. Keza bu yüzden masonun kelime anlamı da duvar ustası diye sembolik bir isimdir. Dünyanın her yerinde aynı sembolleri taşıyan materyaller yaparlar.

Örneğin gökdelenler sembolik yapılardır, keza tarihteki ilk mason devlet olan Amerika'nın ''gökdelenler ülkesi'' olması da yine tesadüf değildir.



Yüksekliğin bir sembolik anlamı vardır. Mesela cami minareleri, genelde en yüksek yapılar olurlar ; çünkü Allah'ın adı orada anılır ve insanlar Allah'a çağrılır.

Benzer bir sembolizmi Topkapı Sarayında da görürüz. Topkapı Sarayının en yüksek yapısı ''Adalet Kulesi''dir.


Uzaktan bakıldığında ilk görülen ve dikkat çeken de bu kuledir. İşte bu da ''devletin adalet üzerine kurulduğunu'' sembolize eder.


Bu gibi nedenlerden dolayı Osmanlı veya diğer Müslüman ülkelerde, minarelerden daha yüksek yapılar yapılmamıştır. Keza bazı Hristiyan ülkelerde de yüksek binalar kiliselerin uzağında veya şehrin dışında yapılır.


İşte bu sembolizmle ilgili en güzel örneklerden biri şudur ;


Bu gökdelen, dünyanın en büyük, en uzun yapısıdır. 828 metre uzunluğundadır.
İsmi ''Burç Halife''

Hepsinden ilginç olanı da, dünyanın en yüksek gökdeleninin Arabistan'da olmasıdır. Yani İslam'ın kutsal topraklarında. Tabi Arabistan'daki gökdelenler bununla sınırlı değildir ;



Anlaşılan, duvar ustaları en büyük eserlerini, en büyük rakipleri olan Allah'ın kutsal topraklarına kadar getirebilmiş. Ama bundan çok daha manidar olansa, dünyanın ikinci en yüksek yapısı da yine bu topraklardadır ;
Mekke Royal Clock Tower

Bu korkutucu yüksekliğe sahip yapının bulunduğu yer ise tam olarak şurasıdır ;

Kabe.
Allah'ın evi.
İşte bu resim ; ''Bir Allah'ın evine bakın, bir de bizim yaptığımıza!''  demektir.
Ayakkabıdan futbol topuna, her yere artık bu sembol yerleşmiştir ; ''Biz tanrıyı yendik!''
İşte bu resmen bir güç göstergesidir.


Görsellik, sembolizmde çok ama çok önemlidir. Buna binaen şöyle bir soru sorayım ;
''Bu resimde ilk dikkatinizi çeken veya en çok dikkatinizi çeken şey nedir?''

Dünyanın en büyük kulesidir elbette.

13 metre yüksekliğindeki Kabe, 595 metrelik bir binanın gölgesinde kalmıştır. Semboller ve anlamları hakkında hiçbir şey bilmeyen bir insan için bile yeterince açık bir durum değil mi bu?


''Biz, tanrının kutsal topraklarında bile ondan daha güçlüyüz, yaptığımız binalar onun evini gölgede bırakacak kadar büyük ve heybetli''


İşte tam da be sebepten dolayı, yüksek yapılar tarih boyunca bu amaca hizmet eden adamlar tarafından inşa edilmiştir. Firavun ve Nemrut'un ''Bana yüksek bir kule yapın, onların tanrılarını göreceğim ve yeneceğim'' demeleri gibi.



Firavun'dan bahsetmişken piramitlerden söz etmezsek olmaz.
Piramitler zamanın en büyük yapılarıdır. Ve piramit deyince aklımıza hemen ''Mısır ve Firavunlar'' gelir.



Bir an için tüm dünyadaki elitlerin aynı sembolik dile sahip olmadıklarını, aynı inançları paylaşmadıklarını ve piramitlerin Mısır'a özgü bir yapı olduğunu düşünelim.

Peki dünyanın neredeyse her ülkesinde piramitlerin ne işi var ?

Meksika
Maya
Bosna

Kadim tarihten bu yana, neredeyse her coğrafyaya yayılmıştır piramitler.
Ve bu kadar uzak coğrafyalarda, aynı eserlerin var oluşu bugüne kadar açıklanamamıştır.
Bir düşünsenize biri Afrika'da, biri Amerika'da, biri Çin'de, biri Avrupa'da..
Ve bu insanları aynı eserleri vermeye iten sebepler olmalı, kimse aynı fanteziye sahip olduğu için böyle bir eser yapmaz.


Piramitler, mimari sembolizmin ürünleridir. Kadim insanlıktan bu yana duvar ustaları adındaki insanlar, kendi dinleri yani şeytana tapmak için sürekli aynı eserleri vermişlerdir. Tıpkı Müslümanların tarihten bu yana cami, Hristiyanların da kilise yaptıkları gibi.

Tabiki şeytana tapma eskide kalmış bir olay değil, zira bugün hala aynı mimari eserler verilmekte ;


Örneğin burası Mısır değil ; Amerika - Las Vegas'tır.
Luxor Oteli.

Duvarlar, hatta yorgan-yastıklarında bile okült Mısır sembolleri bulunur.

Londra
Almanya
                    
Amerika                               
Louvre









Daha önceki yazılarda az çok bahsetmiştim bu konudan. Ama unutmadan şunu da eklemek istiyorum, Arabistan-Dubai'de de büyük bir piramit bulunur ;


Bir de dikilitaşlardan bahsetmiştim hatırlarsınız, dünyanın her yerinde dikilitaş bulunduğundan ;
İstanbul
Washington
Londra
Fransa- Eifel
Vatikan        
Las Vegas- Eifel
Fransa'da bulunan Eyfel Kulesi'nin aynısı Las Vegas'ta da bulunur mesela.
Hepsinin sembolize ettiği şey aynıdır.
Müslümanlar ibadet etmek için cami inşa eder, Hristiyanlar kilise, Yahudiler sinegog ; paganlar ve şeytana tapanlar ise piramit ve dikilitaş.

iki ibadet sembolü aynı karede
Dünyanın her yerinde bu ve benzeri semboller mevcuttur.
Mesela gerek Sultanahmet'teki dikilitaş, gerekse başka dikilitaşların önünde güneşin en tepede olduğu zaman, herkesin gözü önünde ayin yapılır. Kimse ne bir şey anlar, ne de dikkatlerini çeker. Zira tamamen çılgın bir dünya, çılgın bir insanlık oluşturdukları için, kendi yaptıkları insanlar tarafından son derece sıradan görünür.


Dünyada bugün var olan sistemin her yanında sahiplerinin etiketi var anlayacağınız.
Tabi internette maceracı ergenlerin yaptıkları videolar veya paylaşımlar gibi gayriciddi bir konu değildir bu, dediğim gibi Amerika'da sembolizm dersleri çok önemli yer tutar.


Bizlere dünyanın en iyi markası diye, kendi dinimize hakaret eden markaları giymeyi dayatırlar.
Senin inandığın şeyleri ayaklarının altına alan markaları, sana ''trend'', ''moda'' gibi ucube kalıplarla satarlar.
Kendi kutsal topraklarımızda, kendi kutsallarımızla alay ederler, ve bunu bize ''modern binalar, konfor, rahatlık'' gibi yine ucube ifadelerle yuttururlar.


Seni öyle öyle işlerler ki, cami yapılmasına karşı çıkar ; fakat piramit veya dikilitaş yapılmasına gıkını çıkarmazsın.

Sözde sistem karşıtı olursun, fakat sisteme karşı yaptığın tek şey ''kahrolsun sistem'' diye bağırmaktır.
Bunların dışına çıktığında, ''kahrolsun sistem''ciler tarafından, modaya ve çağa uymamakla yaftalanırsın.

Hayat garip hacı.

Saygı ve selam ile.