peygamber efendimizin sünnetleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
peygamber efendimizin sünnetleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2013 Salı

MÜSLÜMAN OLMAK


Cümleten selamın aleyküm.

İslam'da sünnetin yerini ve önemini anlattığım beşinci ve son yazı olacak bu. Biraz da kısa olacak.
Gerek Kur'an'dan, gerekse günümüz biliminden ve tarihten verdiğim örneklerle sünnetin İslam'daki yerini anlatmaya çalıştım ilk dört yazıda.
Çıkan sonuç da şuydu ; Kur'an da, bilim de bizlere sünneti emrediyor.
Biz Müslümanlar için yalnızca Allah'ın emretmesi yeter elbette.


Fakat ben sünnet hakkındaki yazı dizisine başladığımda, bana gelen mesajlarda gördüm ki insanların bu konuda ciddi derecede sıkıntıları varmış. İlk dört yazı sonunda birçoğunun aklındaki soru işaretleri gittiğini gördüm. Bir nebze olsun yardımcı olabildiysem ne mutlu bana.


Bizleri sünnetten uzaklaştırıp, ''yalnız Kur'an'' dedirtmek, bir İngiliz projesiydi ve 200 yıl önce bu temelleri atmışlardı. Çünkü tüm dünyada tek tip insan modeline ancak Müslümanların diğer halklardan farklılıklarını gidererek ulaşabileceklerdi.


200 yıl önce attıkları tohumlar, 100 yıl önce yeşerdi keza.
Fakat ömrü ancak bu kadar sürebildi, zira İslam dünyası tekrar Kur'an ve sünnetin yoluna girmeye başladı. Bu da ''şuan orta doğuda neden bu kadar karışıklık var?'' sorusuna en güzel ve mantıklı cevaptır.


Bu son yazıda dünyanın İslam'a yönelmesiyle ilgili birkaç kelime edeceğim, bu da yazı serisini tamamlayacak. Malumunuz özellikle batıda, İslam'a inanılmaz bir alaka uyandı. Her şerde bir hayır vardır ya hani, işte 11 Eylül'den sonra hedef tahtasına oturtulan İslam, insanlar üzerinde tam tersi bir etki bıraktı ve batıyı İslam'ı araştırmaya itti.


İnsanlar da o güne kadar bilmedikleri veya yanlış bildikleri İslam'ın, doğrusunu öğrendiler. Ve gerek Avrupa'da, gerekse Amerika'da Müslüman nüfusu tarihte görülmemiş şekilde artış gösterdi. Ve büyüme bu hızla devam ederse birkaç yıl içerisinde batı ülkelerinin nüfuslarının yarısı, 10-20 sene içerisinde ise neredeyse tamamı Müslüman olacak.

Bu konudaki şu araştırma videosunu izleyin ; Link
Link

Bizler zaten bunun olacağını biliyorduk. Çünkü Allah Celle Celalühu bunları Resülu sav'e bildirmişti. Ve o da bizlere bildirdi ;

''Batı Roma tekbirlerle fethedilecek.''  Deylemi


Yani bir hadis daha gerçekleşmiş oluyor. Ben daha önce ''dünya iki kutba ayrılacak'' dediğimde, bunu  işkembeden sallayarak söylemedim elbette. Neyse, bu konu başka zaman inşallah.


Şimdi size Müslüman olmayı seçen Avrupalı ve Amerikalı birkaç kişinin videolarını vereceğim. İsterseniz şimdi, isterseniz sonra izlersiniz ; Link, Link, Link, Link, Link, Link


Amerika'da veya Avrupa'da yaşayan, ve sonradan Müslüman olmayı seçen bu insanlara dikkatlice bir baktınız mı?

Sayfamın üzerideki ''dikkatli bakıyor musun?'' sorusunu boşuna yazmadım.


Eğer dikkatli baktıysanız, sonradan Müslüman olan ve batı medeniyetinin merkezinde yaşayan bu insanların hepsi sünnete uygun yaşıyor.
Müslüman olduktan sonra ilk yaptıkları şey sakal bırakmak, kapanmak, takke takmak, cübbe giymek ve konuşurken ayet ve hadislerle konuşmak.


Yani Allah'ın hidayete, doğru yola ilettiği bu insanların hiçbirisi ''yalnız Kur'an'' demiyor. ''Hadisler uydurmadır'' demiyor. Sünneti reddetmiyor. Bilakis, tamamen sünnete göre yaşamaya çalışıyorlar.


Peki Allah-u Teala, çevresindekiler putlara taparken, paranın, zina ve uyuşturucunun kölesi olmuşken; iman nasip ettiği bu kullarını yanlış yola mı iletti? Batıda Müslüman olan milyonlarca insan şuan yanlış yolda mı? Onların hepsi sapıklık içindeler mi şuan?


Eğer gerçekten buna inanıyorsanız, inanç sisteminizde bazı eksik, tamamlanmamış ve yerine oturmayan noktalar var demektir.

Müslüman olan batılıların hayatlarında Kur'an ve sünnete nasıl yer verdiklerine örnek olarak şu iki videoyu izlemenizi tavsiye ediyorum ; Link, Link



İki Amerikalı kardeşimiz, hayatlarında sünnete dair yaşadıklarını anlatıyor.
İlk videodaki kardeşimizin şu sözü ilk dikkatinizi çeken şey olmalıydı ; ''Bu başımdaki takke bir semboldür.''

Yani Müslüman olduğunun sembolü.
Sokağa çıktığınızda kimin Hristiyan, kimin Yahudi, kimin ateist, kimin Hindu, kimin Müslüman olduğunu anlayabilen var mı bugün? Yolda yürüyen bir ateistle bir Müslümanın giyim tarzı baştan aşağı aynı değil mi günümüzde? İkisinden hangisinin ateist, hangisinin Müslüman olduğuna dair en ufak kanıt söz konusu değil. Çünkü bizler sünneti reddederek kendimizi seküler yani laik bir kimliğe büründürdük. Fakat Peygamber sav, tırnaklarını kesme sırasını bile müşriklere benzememek için farklı tutmuştur. Fakat şuan müşriklere uymak bizlere ''modernizm'' adı altında satılmakta.


Amerika'da Müslüman nüfus ciddi derecede artıyor ve bugün on milyona yakın Müslüman var. Ve biz biliyoruz ki bu nüfus artacak Allah'ın izniyle. Ve paralel olarak şunu bilmiş oluyoruz ; Amerika'da olsun, Avrupa'da olsun Müslüman kıyafetini giymiş Müslümanlar çoğalacak.
Sokaklar Takke, sarık, sakal, cübbe, başörtüsü kullanan insanlarla dolacak, keza şuan zaten olmakta olan bir şey gördüğünüz gibi. Yani biz Müslüman doğanlar kendi kıyafetlerimizi ''modernlik, çağdaşlık'' adına terk ederken, sonradan Müslüman olan batı dünyası Peygamberin sünneti olan bu kıyafetleri geri getirecek. Biz hala ''yalnız Kur'an, hadisler yalan, sünnete gerek yok'' diye duralım..



Şimdi bu milyonlarca sonradan Müslüman olmuş insan direkt olarak hayatını Hz. Muhammed sav'in hayatına göre şekillendirmeye çalışıyor, ama yanılıyor ; fakat günün modası olduğu için sünnete uyma cesaretini gösteremeyen veya hadis ve sünneti toptan reddeden sen İslam'ı doğru anlamış ve doğru yaşıyor oluyorsun öyle mi?


Bana bu insanların neden bu şekilde giyinip, neden sakal bıraktığını, neden takke taktığını ve sürekli Peygamber sav'in sünnetinden bahsettiğini açıklayabilir misiniz?


Sokakta yürüyen adama selam vermek istiyorum, fakat onun Müslüman olup olmadığını dahi anlayamıyorum; çünkü ateistten ve Hristiyandan hiçbir farkı yok.


Tabi işlerine gelince araştırmacı kimlikleriyle ''tek bir dünya devleti istiyolar abi ya, sadece dünya vatandaşı yapcaklar bizi''  der. Fakat tam da buna uygun hareket ettiğini söylediğinde ''cübbe yobazlıktır'' der. Amerika ve Avrupa'da yobazlık baya bi moda olmuş bu ara duyduğuma göre...



Müslüman olmak ; ''bu çağda herkes böyle giyiniyor, böyle yaşıyor'' diyerek sünnetten kaçmak ve Müslüman olduğunu insanların anlamasından korkmak değildir.

Bizler, Mekke'nin zenginlerine ve çağdaşlarına karşı, tek başına baş kaldırmış olan Mekkeli bir yetim'in ümmetiyiz.

Açıktan karnına taş bağlayan, buna rağmen yemek geldiğinde doymadan kalkan bir Mekkeli yetim'in ümmetiyiz.

''Ben, beni seven ümmetimi yanıma almadan cennete girmem!''  diyen Mekkeli bir yetimin ümmetiyiz.

Sen Müslüman olduğunu söylüyor, güya İslam'ı tamamen anladığını iddia edip ''sünnet, hadis yalan, yalnız Kuran'' dersen, bu İslam'ı seçen milyonlarca insanın aslında yanlış yolda olduğuna inanıyorsun demektir.


Kur'an'ı yalnız mealinden okuyup alim olamazsınız. Her şeyi anlayamazsınız. Mesajın inceliğinin farkına varamazsınız. Şimdi ben o ''yalnız Kur'an''cı arkadaşlara sorsam ki ; ''Müşrik ne demek?'' Durup düşünmeden cevap veremez. Hangi kelimeden türer, kökü nedir, neden aynı kökteki başka kelime değil de bu kelime kullanılmıştır, geçtiği ayetteki meali nedir.. Bunları bilmeden yalnız Türkçe Kur'an okursanız, tercümede hata yapılıp yapılmadığını anlamazsınız. Ve bambaşka bir tercümanın tercümesiyle karşılaştırdığınızda farklılıklar görürsünüz.


Unutmayın ki Kur'an, Peygamber sav'in vefatından sonra sahabeye emanet edildi. Ve aynı sahabe hem Kur'an'ı korudu, hem de Peygamber sav'in hadislerini (yani sözlerini ve sünnetini).

Yani sahabenin elinden bizlere ulaşan bir kaynağa inanıyor ama diğer kaynağa inanmıyor oluyorsunuz böylelikle. Ve işte burada da tezatlar ve ayrılıklar yaşanıyor.


Dilimize birileri tarafından takılmış olan ''Araplara benzemek, Araplaşmak'' gibi şeyler, bizleri aslında dinimizden soğutan yegane fitnelerdir. Adam twitter'ına yazmış ''Arapların yobazlığını İslam kabul etmem yıaa''. Müslüman gibi giyinmeye gelince ''Araplaşmak'' oluyor, fakat Fransız gavuru gibi takım elbise giyip, beyaz yakalı kodoman olmak Fransızlaşmak olmuyor; çağdaşlık oluyor.
Zaten Müslümanlara ne oluyorsa sizin gibiler yüzünden oluyor...


Dünya siyonizminin zirvesinde yani Amerika'da yaşayan Müslüman bir abimiz, biz sözde Müslümanlara tavsiyede bulunuyor. İşte aslında bu bile şuanki durumumuzu açıklamaya yeterli bence. Bizim yıllardır mensubu olduğumuz din, bizde hiçbir zaman bu gibi ilhamlar uyandırmadı ve bizleri bu gibi mesajlar vermeye itmedi.


Kur'an'da ''Allah da onların yerine yeni bir toplum getirir, onları Allah'ı sever; Allah da onları sever.'' der ya hani, bu ayetin defalarca olduğu gibi bir kez daha gerçekleştiğine şahit oluyoruz bugün. Yepyeni Müslümanlar, biz eskimiş Müslümanların yerine geliyor her gün. Bu da bizden sonraki neslin İslam'a çok daha yakışır olacağını gösteriyor işte. Link, Link


Bizler yalnızca Ramazan Müslümanı, Bayram Müslümanı, Cuma Müslümanı, benim kalbim temiz Müslümanı veya benim dedem hacı Müslümanı olduk. Batının tekbirlerle fethedileceği bu önümüzdeki zaman diliminde, bizlerin yerine ''hayatımın her anı İslam'' diyen insanlar gelecek.


''Yalnız Kur'an mı, sünnet mi, namaz var mı, miraç var mı, kadere iman var mı, Allah özgür iradeye karışır mı ; benim görüşüm doğru, bunca zamanlık alimler yanılıyor..'' gibi İslam üzerinde onlarca, yüzlerce anlaşmazlık yaşayan, herkesin kafasına göre yorumladığı bir toplum olarak bizler, İslam'ın hakkını veremedik. Ve bu yüzden Allah-u Teala, bizim gibi parçalara bölünmüş Müslümanların yerine; tertemiz, inancında samimi, Kur'an'ın ve Allah'ın Resulünün yolunda giden salih Müslümanlar getiriyor ve getirecek.


Allah bizim evlatlarımızı da onlardan eyler inşallah.


Müslüman olmanın gereği olarak sünnetin yerini anlattığım yazı dizisinin sonuna geldik.
Yayında ve yapımda emeği geçenlere teşekkür ediyor ve sizleri birazdan başlayacak olan ''Fatmagül'ün Suçu Ne Ki La'' adlı diziyle baş başa bırakıyorum.

Peace be with u.

19 Ekim 2013 Cumartesi

SÜNNET VE HADİS MUCİZELERİ I


Selamın aleyküm.

Hadis ve sünnet hakkındaki iki ön yazıdan sonra, uzun süredir bahsetmek istediğim bir konu olan hadis ve sünnet mucizeleri hakkında bir yazı olacak bu.


Kur'an'ın mucizelerini biliyoruz. Peki zaten yeterince ihmal ettiğimiz sünnetlerin mucizelerini ne kadar biliyoruz? Veya 1400 yıl öncesinden Peygamber sav'in haber verdiği olayların nasıl gerçek oldukları hakkında ne kadar bilgiye sahibiz?

Değiliz.
Çünkü biz seküler bir yaşam sürüyoruz. Hayatımızdan sünneti çıkardığımız zaman, bize kalan şey seküler bir yaşamdır çünkü. Kur'an'ın bahsettiği iman esaslarına inanıyoruz, fakat hayatımıza ve pratiğe dökmediğimiz için ''yaşadığımız gibi inanmaya'' başlıyoruz. İnsan bulunduğu kabın şeklini alır çünkü.

Neyse.
Müslümanlar, ateistlere Kur'an'daki mucizeleri gösterip, ''bu mucizeleri göremiyor musunuz?'' diyor.
Benim gibi Müslümanlar da sünnetteki mucizeleri gösterip ''bu mucizeleri göremiyor musunuz?'' diyoruz.


Ateistler Kur'an'ı yok sayarken, Müslümanlar da sünneti yok saymakta çünkü.
Ateistler, Kur'an'ın kendisinden örnekler vererek, Kur'an'ı inkar ederlerken,
Müslümanlar da Kur'an'dan ve hadislerden örnek vererek sünneti inkar ediyor.


Öyleyse biz de aciz elimizden geldiğince sünnetin mucizelerinden bahsedelim.

Peygamber sav der ki ;

''Gerçek şu ki, her insanda 360 tane eklem bulunmaktadır. Kim bu eklem sayısı kadar Allah-u Ekber, Elhamdülillah, La ilahe İllallah der, Allah'tan bağışlanma diler, insanların yolu üzerinden taş diken veya kemik gibi şeyleri kaldırır, iyiliği emreder ve kötülükten men ederse, o günü kendisini cehennemden sakındırmış olarak geçirir.''  Müslim


Ve biz şimdi biliyoruz ki, insan vücudunda 360 eklem bulunmakta ;
1. Kafatası eklemleri ; 86
2. Gırtlak eklemleri ; 6
3. Göğüs kafesi eklemleri ; 66
4. Omurga ve pelvis eklemleri ; 76
5. Kol eklemleri ; 32.2=64
6. Bacak eklemleri ; 31.2=62
Toplam ; 360
Link

Bir başka mucize ise şu hadisi şeriftir ;

''Peygamber sav, ayakta su içmeyi men etti.'' Müslim
''Hiçbiriniz ayakta su içmesin. Ayakta su içenler midelerine verdikleri zararı bilselerdi, onu kusmak isterlerdi.'' Müslim


Bizler bugün biliyoruz ki, ayakta içilen su, direkt olarak onikiparmak bağırsağına gidiyor ve midenin gerçek su ihtiyacı karşılanamıyor. Fakat oturarak içilirse su midede birikir, asitle karışıp mikropları öldürür. Link, Link, Link, Link, Link, Link


Bir diğer mucize de, abdest ile olan hadisi şeriftedir. Resulullah sav şöyle buyurmuştur ;

''Sizden biriniz sinirlendiğinde, abdest alsın.''  Ebu Davud


Abdestin temizlenmek için olduğunu biliyoruz. Günde beş kez azalarımızı yıkadığımız için birçok hastalıktan korunuyor, aynı zamanda da cildimizi besliyoruz. Örneğin suyun yüze sıkça temas etmesinden dolayı, deri sıkılaşır ve canlı bir görünüme sahip olur. Bunun gibi birçok faydası vardır ama, onları birazdan konuşacağız inşallah.


Abdestin temizlik dışında bir faydası daha vardır.
Abdest alırken suyu temas ettirdiğimiz yerlerimiz, vücudumuzun ley hatlarıdır. Yani en önemli noktaları, enerji merkezleridir. Kişi sinirlendiğinde ise, vücudundaki ritmler değişir. İnsan vücudu statik yani durgun elektrik taşıdığı için, zamanla bu elektrik giderilmediği takdirde vücutta ağırlık, stres, sıkıntı gibi sonuçlar doğurur. İnsan sinirlendiğinde ise bu statik elektriğin boşaltılması ve vücudun deri ve kan dolaşımı hareketlerinin değişmesi gerekir. İşte abdest de tam da bu noktada işe yarar, insanı rahatlatır. Link, Link, Link, Link, Link


Peygamber sav'in abdest ile söylediği bu mucize hadisin yanında, yaptığımız açıklamaları destekleyici bir hadis daha vardır ;

''Öfke şeytandandır. Şeytan da ateşten yaratılmıştır. Ateşi ise su söndürür. O halde öfkelendiğiniz zaman abdest alın.'' Ebu Davud


Bir diğer hadis ve sünnet mucizesi de sağ tarafa yatmak ile ilgilidir ;

''Sağ tarafınıza uzanıp yatın.''  Müslim
''Resulullah sav, sağ tarafına uzanıp yatardı.''  Buhari, Müslim, Ebu Davud


İnsan kalbi sol tarafta olduğu için, sağ tarafa yatıldığında organlar üst üste gelip fazla çalışmaktan ve yorulmaktan korunuyor. Sol tarafa yatıldığında organlar kalbin üzerine geldiğinden ve kalbin yeri darlaştığından, kalp kendisini daha fazla yoruyor ve bu durum kalbin zayıf düşmesine neden oluyor. Bu zayıflık da kalp yetmezliğine kadar gidebiliyor. Sağ tarafa yatmak ise hem uykuyu kolaylaştırıyor, hem de vücuda ve kalbe yardım ediyor. Link, Link, Link, Link, Link

1400 yıl geriden geliyosunuz be gülüm
Bir diğer mucize suyun nasıl içileceği hakkında ;

''Peygamber sav, suyu oturarak ve üç yudumda içerdi.''  Buhari
''Suyu üç nefeste için. İçmeden önce besmele çekin, içtikten sonra da elhamdülillah deyin.''  Tirmizi
''Üç nefeste içen kimse suya kanar. Susuzluğunu teskin etmiş olur.''  Müslim
''Üç nefeste içmek sağlık açısından daha yararlıdır.''  Müslim


Üç nefeste içilen su, ağızda daha fazla kaldığı için psikolojik olarak fazla su içtiğiniz hissini uyandırıyor. Ayrıca dil ve tükürük bezleri suyu daha iyi emiyor ve susuzluğun giderilmesini sağlıyor. Böylece antibakteriyel ve antioksidan tükürük oluşuyor ve mikropları öldürüp, ağız ve diş sağlığını koruyor. Link, Link


Tuvaleti oturarak yapmak sünnettir. Hadisler bize şöyle der ;

''Resulullah, Kur'an inmeye başladığından beri ayakta tuvalet yapmadı.''  Ebu Davud
''Resulullah sav, ayakta idrar yapmayı yasakladı.''  Tirmizi
''Şüphesiz ki ayakta abdest bozmak cefadandır.''  İbni Mace

Bilim ise şöyle der ;

''Ayakta idrar yapıldığında, idrarın bir bölümü mesanede kalıyor. Kalan idrar da birikip taş mesanede taş oluşturuyor; ayrıca mesanede iltihaplanma ve mesane kanseri gibi sonuçlar verebiliyor. İdrar yollarındaki iltihaplanmanın böbreklere yayılması da bir diğer sorun.''  Link, Link

Hatta bu durum temizlik açısından da tehlikeli olduğu için, İsveç'te ayakta işemeye yasak getirilmesi gündemde ; Link, Link

Peygamber sav, bir hadisinde şöyle der ;

''Abdest alırken, gözlerinize abdest suyundan içiriniz.''  Buhari

Bilim ise şöyle der ;

Körlüğe sebep olan trahom (göz enfeksiyonu), ülkemizde görülmese de dünyada yılda yaklaşık 9 milyon insanda ortaya çıkıyor. Geçtiğimiz yıllarda Dünya Sağlık Örgütü ; ''Günde en az bir defa insanlara yüzlerini yıkamayı öğretsek, 9 milyon trahom hastası olmayacak'' diye bir rapor tuttu. Link, Link, Link, Link, Link, Link, Link


Bir diğer sünnet de yemeğe tuzla başlamaktır.

''Ya Ali! Yemeğe tuzla başla.''  Şir'atü'l İslam
''Yemeğe tuzla başlamak ve bitirmek yetmiş hastalığa şifadır.''  Riyadu'n Nasıhin


Yemeğe tuzla başlamak, sindirim sistemini uyarır. Uyarılan sistem, yenilen şeyleri çok daha kolay hazmeder. Yani yerken tıkanma, nefes almakta zorluk gibi şeyleri engeller. Gıdaların yeterince hazmedilmemesi çeşitli hastalıklar ve mide rahatsızlıkları oluşturabilir.
Ayrıca vücuttaki elektrolit dengesini korur ve tansiyonu sürekli dengede tutar. Link, Link, Link, Link


''Hamamdan çıkarken ayakları soğuk suyla yıkamak baş ağrısını giderir.''  Ebu Nuaym

Banyo yaparken vücut ısımıza göre sıcak suyla banyo yaptığımız için, vücudumuzdaki kan dolaşımı hızı değişir. Zaten bildiğiniz gibi sıcak suyla banyo yapmak insanı mayıştırır, kan dolaşımı yavaşlar, vücut yorgunluk hisseder. Soğuk havalarda soğuk su ile banyo yapamayacağımızdan, vücuda enerji yayan ayaklarımıza soğuk su dökerek vücudumuzun kan dolaşımını hızlandırırız. Soğuk su insanın hem kan dolaşımını, hem de metabolizmasını hızlandırır, böylece insan dinç olur. Link, Link, Link


Resulullah sav şöyle buyurdu ;

''Sıcak yemek yemekten sakının!''  Suyuti

''Sıcak yemekten de ne diye sakınalım şimdi?'' demiş olabilirsiniz. Ama ben de size ''alemlere rahmet peygamberi böyle dediyse, bir hikmeti mutlaka vardır'' derim. Sonra da şöyle devam ederim ;

''Yemekleri çok sıcak yemek, mide kanseri riskini 3.3 oranında artırıyor.'' Link, Link, Link, Link, Link


Bu konuya devam olarak başka bir hadis de şöyle ;

''Sıcak yemeğin üflenerek yenmesi uygun değildir.''  Zeynu'l Iraki
''Resulullah sav yiyeceği ve içeceği üflemez; kabın içine de solumazdı.''  İbni Mace

Yemeğe üflediğimizde, aldığımız ve vücudumuzda yaktığımız oksijeni, karbondioksit ve karbonmonoksit olarak yiyeceğe bırakıyoruz. Yani aslında yemeği kirletiyoruz, ve kendimizi zehirliyoruz. Link, Link, Link


Bu sünnet aslında üç şeyi birden içinde barındırıyor.

Birincisi ; Sıcak yemek üflenir, Resul sav de ''üflemeyin'' dediğine göre, ''sıcak yemeğin kendiliğinden soğumasını bekleyin'' demiştir.

İkincisi ; Sıcak yemeği direkt olarak üfleyip ağza götürmek, kişinin sabırsızlığına işarettir. İnsan yemek gibi vücudunun ve nefsinin ihtiyacı olan bir şeyde sabır göstermez, fakat Resulullah sav ''üflemeden kendiliğinden soğumasını bekleyin''  yani  ''sabredin, sabırlı olun'' demiştir.

Üçüncüsü ; Zaten biraz önce bahsettiğimiz ''sağlık'' meselesidir. Hem sağlık, hem de adap meselesi. Zira Kur'an'da açık şekilde ''temiz yiyeceklerden yiyin'' der, üfleyerek verdiğimiz karbon bazlı gazlar hem yemeği kirletir, hem de sağlımıza zarar verir.

Yani bir sünnette üç mucize birden.


Birçoğunuzun daha önce duymamış olması muhtemel bir hadise geçelim ;

''Sizden birinin yiyecek veya içeceğine sinek düştüğü zaman, onu iyice içine batırsın. Sonra çıkarıp atsın. Çünkü sineğin kanadının birinde zehir, diğerinde ise şifa vardır. Halbuki o, zehir taşıyan kanadını önce batırarak kendisini korumak ister, şifalı kanadını sonraya bırakır. İşte bu sebeple tamamını batırınız.''  Buhari, Ebu Davud, İbni Mace


İlk duyduğunuzda ''ıyk lan o ne öle'' demiş olabilirsiniz. Fakat bildiğiniz gibi yemeğe sinek düşmesi çok olağan bir şey. Ben de birkaç kez şahit oldum. Tabi bu hadiste ''sinek düşerse o yemeği mutlaka yiyin'' demek istemiyor. Resulullah sav zamanında kıtlık olduğu için, her kap yemek çok önemliydi haliyle. Bugün bile bir kap yemeğin içine değil sinek, böcek-örümcek hatta fare bile girse, o yemeği hiç çekinmeden yiyecek olan aç insan var dünyada.


''İşte eğer böyle bir durumda yemeğe sinek düşerse, o yemeğe zehirli kanadındaki zehri bırakır. Siz diğer kanadını da sokun ki, panzehiri de bıraksın ve yemeği yemenizde bir sakınca olmasın.''  manasındadır bu hadis.


Bilimsel açıklamasına gelirsek şayet, bu hadisin doğruluğu bizzat İngiltere ve Amerika'da kanıtlanmıştır. Harvard Üniversitesi bu konudaki araştırmasında aynı sonuca varmıştır. Link
Link, Link, Link, Link, Link, Link

Üzerinde durulması gereken bir diğer sünnet kesinlikle ''namaz''dır. Kur'an ''namaz kılın, namazı dosdoğru kılın'' der. Fakat namazın nasıl kılınacağı konusunda tek bir ayet olmadığı için, bizler bunu hadislerden yani Peygamber sav'in sünnetinden öğreniyoruz. Çünkü aksi halde namaz kılamayız. Herkes kendi kafasına göre namaz tarifi yapamaz.  Harici kafalı insanlar ''namaz aslında duadır, istediğin şekilde yaparsın, aklından geçirsen de olur, elini kaldırsan da..'' derler. Biz de onlara Peygamber sav'in ''Namazı ben nasıl kılıyorsam, siz de öyle kılın'' sözünü hatırlatır ve Peygamberin bu sünnetinin mucizelerinden bahsederim..


Namazdaki hareketlerin her biri mucizevidir. Zira bu hareketler esnasında vücudumuzdaki neredeyse her şey bir değişime uğrar. Öncelikle namazdaki tüm hareketler kalbin daha iyi çalışmasını ve kanın tüm vücuda ulaşmasını sağlar. Eğildiğimizde sırt ve karın kaslarımız hareketlenir.

Secde ise en güzelidir.
Yer çekiminden dolayı, vücudumuzdaki kanın en zor ulaştığı yer başımızdır. Secdeye vardığımızda ise vücuttan taze kan beynimize doğru akar. Bu ise hem yüz güzelliği sağlar, hem erken bunamayı önler, hem de hafızayı kuvvetlendirir ve beyni aktifleştirir. Namaz kılanların yüzünün bu kadar güzel olmasının sebebi hem abdest suyunun günde 5 kez yüze değmesi, hem de defalarca secde etmesindendir.
Bilimsel birçok kanıt için ; Link, Link, Link, Link, Link, Link, Link, Link, Link, Link, Link, Link, Link, Link, Link, Link ...


Tüm bu mucizelerden bihaber olanlar ya namazı Kur'an'dan anladıkları kadarıyla becerebileceklerine inanır ve hala sünneti reddeder, ya da komple namazı reddeder..


Peygamber sav'in üzerinde önemle durduğu bir mesele de misvaktır.

''Eğer müminlere zorluk vermeyecek olsaydım, her namazdan önce dişlerini misvaklamalarını emrederdim.''  Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace, Hanbel

''Misvak kullanın. Çünkü misvak hem ağzı temizler, hem de Rabbin rızasını kazandırır.''  İbni Mace

''Sizin ağızlarınız Kur'an yollarıdır. Onları misvakla temizleyiniz.''

''Misvak kullanarak kılınan namaz, misvaksız namazdan 70 kat üstündür.''  Hanbel

''Hz. Peygamber sav, sabah kalkar kalkmaz ilk iş dişlerini misvaklardı.''  Ebu Davud, Hanbel


Yani anladığımız kadarıyla misvak kullanmak bir sünnet.
Hem de önemli bir sünnet.

Misvakın faydaları şöyle ;

  • Ağız kokusunu giderir.
  • Diş çürümelerini önler.
  • Diş etlerini güçlendirir.
  • Diş kanamalarını önler.
  • Balgamı önler.
  • Ağız kuruluğunu önleyerek akıcı konuşmayı sağlar.
  • Sesi güzelleştirir.
  • Ağızdaki mikropları öldürür.
  • Bakteri oluşumunu engeller.
  • Gözlere faydası vardır.


Gibi bir sürü fayda daha.. Link, Link, Link, Link, Link,
Hatta bu konuda Peygamber sav der ki ;
''Cebrail bana misvakı o kadar emretti ki, bu konuda bir vahiy geleceğini ve farz kılınacağını zannettim.''


Gördüğümüz üzere Allah'ın Resulü sav'in yaptığı hiçbir amel beyhude değil. Bizler bugün sahip olduğumuz bilim ve teknolojiyle, 1400 yıl önce yapılmış amelleri tenkit edemiyoruz. Bilakis, bu amellerin ne derece doğru ve yararlı olduklarını anlıyoruz.


İşte Allah-u Teala'nın Kur'an'da emrettiği ''Peygamberi örnek alın, O ne yaparsa onu yapın, neyi yapmazsa ondan sakının, emrine riayet edin'' hükümlerinin hala ne derece yerinde ve geçerli olduğunu anlıyoruz. Kur'an'ın emirleri kıyamete kadar geçerliydi ya hani, işte tam da bu yüzden geçerli. Eğer bizlere çok açık bir şekilde ''O'na uyun!'' denilmişse, bizim görevimiz uymaktır.


Hadis ve sünnetlerin değiştirildiğine inanan arkadaşlara buradan selam yolluyor ve soruyorum ; ''Bu nasıl bir değişiklik ki hala mucizeler var içinde?'' Yoksa değiştiren adamların doğaüstü güçleri falan mı vardı acaba...?


Eğer Allah Teala bizlere ''Peygambere uyun!'' demişse, elbette ona uymamız için gereken şartları bizlere sağlayacaktır. Aksi takdirde bu ayetten bizleri muaf tutması gerekirdi, yüce adaleti gereği.
Fakat Kur'an'ın yanında, Peygamber sav'in hadisleri de bugüne kadar değişmeden, korunarak gelmeyi başarmıştır gördüğünüz gibi. Çünkü ''Allah'ın da bir planı vardır'', çünkü ''Allah dinini tamamlamıştır.'', çünkü ''Kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.''


Peygamberin sünnetleri hakkında daha bilmediğimiz çok şey var elbette.
Link, Link, Link,  Link, Link, Link, Link, Link


Bunun yanında bilmediğimiz ve duymadığımız çok güzel sünnetleri de..
Link, Link, Link, Link, Link, Link


Müslümanlar bunları gözlerini kapatarak reddetmek yerine biraz araştırsa, görecekler ki Kur'an'ı en güzel anlatan, en güzel açıklayan ve en güzel yaşatan şey, Peygamber sav'in sünnetidir. Kur'an'da da ''Biz seni bu kitabı açıklayıcı olarak gönderdik'' ve ''Sana Kur'an ve hikmet (sünnet) verdik'' dediği gibi yani.


Kur'an'ı anlamak ve sünnete uygun yaşamak dileğiyle..